02.11.2026
CHP GRUP BAŞKANI ÖZTRAK:
- KRİZDEN ÇIKIŞIN YOLU: TOPYEKÛN ARINMA
- VURGUNDAKİ KAYIP, BİR YILLIK BÜTÇE AÇIĞININ 3 KATI!
- BU PARAYLA EMEKLİYE İKİ İKRAMİYE, ÖĞRENCİLERE SICAK YEMEK, 600 BİN KİŞİYE İŞ VERİLİRDİ
- SİYASİ AYAĞIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR
- BUNLARI ATAYANLAR, KEFİL OLANLAR DA SOYGUNA YEKSİZ, ŞÜPHESİZ ORTAKTIR
- NE SOYGUNU ÖNLEYEBİLDİLER, NE SONRASINI YÖNETEBİLDİLER
- (EMEKLİ AYLIĞI ARTIŞI) GÖLE SU GELENE KADAR KURBAĞANIN GÖZÜ PATLADI
CHP Grup Başkanı Öztrak, yaşanan Fon Vurgununun dengesiz ve denetimsiz tek kişilik rejimin bir sonucu olduğuna dikkat çekerek, “Bu krizden çıkışın tek yolu Topyekûn Arınmadır. Topyekûn Arınma, ahlak ve adalet üzerinde yükselen yepyeni bir düzenin kurulma sürecidir. Bu, aynı zamanda ülkemizin beka meselesidir” diye konuştu.
Öztrak, Fon Vurgunu nedeniyle borsada oluşan kaybın 7,5 trilyon lirayı aştığını, bunun 2026 yılında ülkede toplanacak verginin yarısı, beklenen bütçe açığının ise üç katı olduğunu kaydederek, “Bu paralar uçup gitmeseydi, tüm emeklilere 8 yıl boyunca yılda iki kez asgari ücret kadar bayram ikramiyesi verilebilirdi. Ya da tüm ilk ve ortaokul öğrencilerine 12 yıl boyunca okulda bir öğün sıcak yemek; ya da 1,5 milyon KOBİ’ye nefes kredisi verilebilirdi. 600 binden fazla vatandaşımıza, iş ve aş sağlanabilirdi” dedi.
Saray yönetiminin soygunun sorumluluğunu bürokrasinin üzerine bırakıp siyasi ayağın üstünü örtmeye çalıştığını ifade eden Öztrak, Fon Skandalında adı geçen AK Partili Kaya’nın, BIST Başkanı Arıcan için yaptığı sosyal medya paylaşımlarını göstererek, “Bu bürokratları bu makamlara atayanlar, bunlara referans olanlar, bunlara kefil olanlar, bu finansal soygunun yeksiz, şüphesiz ortaklarıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Öztrak, fon soygunu önleyemeyen Hükümetin, tasfiye sürecinde de 1 milyon lira ara ödeme sözü verdiğini ama mağdurlara ancak 250 bin lira ödediğini belirterek, “Görüldü ki saray, ne bu soygunu önleme, ne sonrasını, ne de tasfiyesini yönetme kabiliyetine sahiptir” ifadelerini kullandı.
Öztrak, emeklinin hükümete canıyla ihtar çektiği yerde, Erdoğan’ın 2027’de emekli aylıklarını “biraz daha” iyileştirmekten bahsetmesini eleştirdi. Öztrak, “Biraz dahası mı kaldı Sayın Erdoğan? Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patladı!” dedi.
CHP TBMM Grup Başkanı Faik Öztrak, bugün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
FON SOYGUNU REJİMİN SONUCU
Türkiye, sekiz yıl önce ucube bir rejime geçti. Denge ve denetlemenin olmadığı, tek kişinin yönetiminde ülkemiz, krizlerden başını bir türlü kaldıramadı. Bugün yaşanan “Büyük Fon Soygunu” da; bürokraside liyakate değil sadakate bakan, yandaşını kayıran, bağımsız kurumların bağımsızlığını hiçe sayan, devletin kurumsal kapasitesini hızla yıpratan, hesap vermekten kaçan, üretimi değil, yandaşına rant dağıtmayı tercih eden sarayın, ülkeyi yönetemez hale gelmesinin vahim bir sonucudur.
SOYGUN ORGANİZE
Bu fon soygunu, sıradan bir soygun değildir. Organizedir. Soygunun failleri arasında; görevini savsaklayan veya suistimal eden, “Sarayın Yıldızlar Karması” bürokratları var. Bu soygunun failleri arasında; para hırsıyla gözü dönmüş yandaş rantiyeler ve çıkar grupları var. Ama sadece bürokratlar ve rantiyeler değil, millete hizmet etmek yerine cebini doldurmayı seçen siyasetçiler de var. Millet bir şeytan üçgeni tarafından, organize bir biçimde soyulmuştur.
SİYASİ AYAĞIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR
Saray yönetimi, başta bu organize soygunu, “yoldan sapmış, şeytana uymuş birkaç kişinin işi” gibi gösterirse, teğet geçeceğini sanmıştır. Ama bu defa hesap tutmamış, mızrak çuvala sığmamıştır. Şimdi soygunun sonrasını, yeni bir çerçeveleme hamlesiyle, yönetmeye çabalıyorlar. Yeni stratejilerinin de, “Sorun var. Ama sorumlusu siyaset değil, bürokrasidir...” masalına dayanacağı anlaşılıyor. Bir AK Partili milletvekili “Bu çapta büyük bir yolsuzluk, kamu görevlilerinin iştiraki olmadan işlenemez” diyerek, bunun işaret fişeğini atmış... Bu hafta sonunda, Takasbank Genel Müdürü gözaltına alındı. Şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinin ardından, adli kontrolle serbest bırakıldı. Borsa İstanbul’un Genel Müdürü, “Suç işlemek için kurulan örgüte üye olmak” ve rüşvet iddialarıyla gözaltına alındı. Hatırlayacağınız gibi eski Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı da aynı suçtan tutuklanmıştı. Soruşturmanın “örgütlü suç” kapsamında sürdürülmesi doğrudur. Ama soruşturmanın bürokrasideki az sayıda isimle sınırlı tutulması, bu organize suç örgütünün, “siyasi ayağının” üstünün örtülmesi asla kabul edilemez.
BUNLARI ATAYANLAR, KEFİL OLANLAR DA SOYGUNA YEKSİZ, ŞÜPHESİZ ORTAKTIR
Bu bürokratlar kendi kendilerini atamadılar. Bu bürokratları biz de atamadık. Bu bürokratlara biz referans olmadık. Bu bürokratlara biz kefil olmadık. Bu bürokratları bu makamlara atayanlar, bunlara referans olanlar, bunlara kefil olanlar, bu finansal soygunun yeksiz, şüphesiz ortaklarıdır. Diyorlar ya “Kimleeer kimlerle beraber!” Borsa İstanbul’un gözaltına alınan Genel Müdürü, doktorasını Erişah Hanım’ın çalıştığı üniversitede yapmış. Erişah Hanım döneminde Borsa’ya Genel Müdür olmuş. Peki, bu işlerin göbeğindeki Borsa İstanbul’un Yönetim Kurulu Başkanı Erişah Hanım’a övgüler düzen kim? İşte buyurun. Fatma Betül Sayan Kaya. Fon soygununda 2,2 milyar lira götüren, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı...
KİMLER KİMLERLE BERABER
Ne diyor Fatma Hanım? “Prof. Dr. Erişah Arıcan, Borsa İstanbul’un yeni başkanı oldu. Bilgi ve birikimiyle büyük başarılara imza atacak inşallah...” “Kimleeer kimlerle beraber...” Sayın Kaya demişken aklımıza şu soru geliyor: Gönüllü iade kapsamında suç paralarını iade edenler; Hazine ve Maliye Bakanı’nın dediği gibi suç isnatlarından kurtuluyor mu? Yoksa Adalet Bakanı’nın dediği gibi, parayı iade etseler de hukuki sorumlulukları devam mı ediyor? Fatma Hanım’ın durumu, bu parayı iade ettiği için, bürokratlarda olduğu gibi, örgütlü suç kapsamında ele alınmayacak mı? Bizim seçilmiş belediye başkanlarımız, genel kabul gören ilkelere aykırı olarak tutuklanırken, AK Parti’nin seçilmemiş Genel Başkan Yardımcısı, dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşacak mı?
YARGI AK PARTİLİ BABAYİĞİTLERİN KOLUNU KANADINI KIRMALI
Dediğim gibi, bu organize suç örgütünün siyasi ayağına dokunmadan, milletin vicdanını rahatlatacak bir çözüm bulunamaz. Yapılması gereken bellidir. “Sonuna kadar gidilecek” sözü yerde kalmamalıdır. Ancak bazı AK Partililerin yargıya gözdağı verdiği, “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı” diyerek, Cumhuriyet Savcılarını tehdit ettiği, iktidar medyasında yazılıp çiziliyor. Yargıya gözdağı veren bu AK Partili babayiğitlerin, kolu kanadı yargı eliyle kırılmadan, bu fon skandalı tüm boyutlarıyla aydınlatılamaz. Yine bu organize bir suç ise, Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu, SPK, BDDK üst yönetimleri topyekûn görevden alınmalıdır. Bu soyguna göz yumanlar, soygun olurken görevlerini savsaklayanlar, çözümün parçası olamazlar.
YENİ SPK BAŞKANI GÖZALTINA ALINANLARLA AYNI YÖNETİM KURULUNDA GÖREV YAPTI
Ama adını Fon Skandalıyla herkesin öğrendiği Takasbank’ta, Genel Müdür hafta sonunda adli kontrolle serbest bırakılıyor. Bankanın Yönetim Kurulu Başkanvekili de olan, Borsa İstanbul’un Genel Müdürü de, hafta sonunda gözaltına alıyor. Ama aynı Takasbank’ın yönetiminde, onlarla birlikte görev yapan Muhsin Atcı, yine bu hafta sonu Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığına atanıyor. Allah aşkına; bu nasıl bir iş tutmadır? Nasıl bir kriz yönetme biçimidir? Aklımızla alay etmeyin. Sen, ben, bizim kız, bizim oğlan kafasıyla, ne bu finansal cinayet çözülebilir, ne bu vurgunun zararları tasfiye edilebilir ne de güven sağlanabilir.
ADALET DE YOK, CİDDİYET DE…
Amerika Madoff Soygununun enkazını kaldırırken, vurguncuların iç çamaşırlarını bile teşhir edip satışa çıkardı. Süreci yönetenler, “Böyle bir dolandırıcılığı yapanın, gerekirse iç çamaşırına kadar alırız, ders olsun” dedi. Bizde, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı’nın oğlunun mal varlığına konan tedbir, birkaç saat içinde kaldırılıyor. AK Partili Ankara Milletvekilinin eşine ve ortaklarının, mal varlıklarına konan tedbir de, bir gün dayanmıyor. Bu tedbirleri kim koyuyor, kim kaldırıyor? Bu nasıl bir kuvvetler ayrılığıdır, bu nasıl bir adalettir? Yok “Tedbiri yanlışlıkla koyduk, itirazla kaldırdık” diyorsanız da, bu nasıl bir ciddiyetsizlik, nasıl bir iş bilmezliktir?
NE SOYGUNU ÖNLEYEBİLDİLER, NE SONRASINI YÖNETEBİLDİLER
Hükümet fon mağdurlarına, “1 milyon liraya kadar ara ödeme” yapmayı vadetti. “Cuma günü ödemeler başlıyor” dediler. Cuma günü fonzedelerin hesabına, yatıra yatıra 250 bin lira yatırdılar. Tövbe hesabında yeterince para toplanamadığı için, vaatlerini tutamayacakları korkusuna sebep oldular. Bir yetkili de çıkıp, “Şu çerçevede bu ödemeyi yaptık, bu takvime göre devam edeceğiz” diyemediler. Görüldü ki saray, ne bu soygunu önleme, ne sonrasını, ne de tasfiyesini yönetme kabiliyetine sahiptir.
BEKLEYEREK KRİZ YÖENTİLMEZ, SKANDALDAN ÇIKILMAZ
Saray şürekası şimdi hep bir ağızdan, “Biz muhalefet dedi diye yapmayız. Cumhurbaşkanımız gerektiği zaman gereğini yapar” diye millete masallar anlatıyor. Milyonlarca insanın, bu ülkede üreterek kazanma, çocuklarına, fırsat eşitliğini sağlayacak bir eğitim verme, güvenli ve kaliteli bir iş, kesesine uygun bir yerde yaşama imkanını elinden alan saray, şimdi de milletin önüne milyarlarca dolarlık fatura konmuşken, hala neyi bekliyor? Bekleyerek, seyrederek, güven veren adımlar atmadan, bu krizi yönetmek, bu skandaldan çıkmak mümkün değil. Sorumlular milletimizin içine sinecek şekilde, Meclis’te iktidar ve muhalefet milletvekillerine hesap vermeden, bu yangını söndüremezsiniz.
UNUTULMASINI BEKLİYORLARSA BOŞ HAYAL
Yok hükümet, Türkiye tarihinin bu en büyük soygununda, ateşin küllenmesini, insanların zamanla olanı biteni unutmasını bekliyorsa, bu boş hayaldir... Çünkü bu soygunun artçıları zaman geçtikçe durmaz, aksine şiddetlenir. Nitekim tüketici güveni ekim ayında, son 3 yılın en keskin düşüşünü gösterdi, tek ayda %7,7 geriledi. Ekonomik güven endeksi de aynı dönemde %3,9 düştü, güven sınırının altına indi. Fon Skandalı’nın patlamasının üzerinden bu yana 1,5 ay zaman geçti. Bu sürede Merkez Bankası’nın net rezervleri, yarı yarıya azalarak 23,6 milyar dolara düştü.
VURGUNDAKİ KAYIP, BİR YILLIK BÜTÇE AÇIĞININ 3 KATI!
Borsa hızla değer yitirmeye devam ediyor. Son bir haftada yüzde 3,56 daha değer kaybetti. Fon skandalının patladığı 16 Eylül’den bu yana kayıplar sürüyor. Böyle bir frensiz düşüş daha önce görülmemişti. Sarayın yakın çevresinin cebini doldurması için göz yumulan, fon vurgunun ortaya çıkmasından bu yana, borsa şirketlerinin piyasa değerindeki erime 7,5 trilyon lirayı, dolar hesabıyla da 130 milyar doları aştı. Bu, dünyadaki 130 ülkenin milli gelirinden fazla. Borsaya kote şirketlerin değerinin üçte biri uçup gitti. 7,5 trilyon lira, bu yıl bu ülkede toplanacak verginin yarısı! Yine bu yıl beklenen bütçe açığının ise üç katı…
BU PARAYLA EMEKLİYE İKİ İKRAMİYE, ÖĞRENCİLERE SICAK YEMEK, 600 BİN KİŞİYE İŞ VERİLİRDİ
Bu paralar uçup gitmeseydi, bu ülkedeki tüm emeklilere, 8 yıl boyunca, yılda iki kez bayramlarda, bugünkü asgari ücret kadar ikramiye verilebildi. Ya da bu parayla, ülkedeki tüm asgari ücretlilere 8 yıl boyunca, iki maaş ikramiye verilebilirdi. Tüm ilk ve ortaokul öğrencilerine 12 yıl boyunca okulda bir öğün sıcak yemek verilebilirdi. Bu parayla, 1,5 million KOBİ’ye nefes kredisi verilebilirdi. 600 binden fazla vatandaşımıza, iş ve aş sağlanabilirdi.
TÜRKİYE SİGORTA BU SENETLERİ KİME VERDİ?
Öte yandan, net doğrudan dış yatırımlar eksi bakiye verirken, portföy yatırımcıları para ve sermaye piyasalarından kaçarken, dış finansman ihtiyacının, uygun şartlarla, uzun vade ve düşük faizle bulunması, krizin başka alanlara bulaşmaması için, güveni sağlamak şart... Ama yaptıklarıyla bu yönetimin bunu becermesi çok güç... Biz, “Bu krizin faturasını, bu işlere hiç bulaşmayan vatandaşa yıkmaya kalkmayın. Hesabını sorarız” dedik. Yüzde 76’sı Varlık Fonu’nun portföyünde olan, Türkiye Sigorta 19 Ekim’de bilançosunu açıklayamadı. SPK’dan kasım ortasına kadar ek süre aldı. Kurumun, 30 Ekim tarihinde KAP’a yaptığı açıklamaya göre, ödünç menkul kıymet işlemleri kapsamında verilen, ancak vadesinde iade edilmeyen Devlet İç Borçlanma Senetleri için toplam 9 milyar lira karşılık ayrılmış. Türkiye Sigorta bu senetleri kime verdi? Verilen senetler neden geri dönmedi? Bu verilen senetler için neden bir teminat alınmadı? Bu zarar Varlık Fonu’na yıkılırsa, bu, milletin kesesinden karşılanmış olmuyor mu?
ASGARİ ÜCRETLİ AYIN BİR HAFTASINI, EMEKLİ İSE YARISINI AÇ GEÇİRİYOR
Baştan beri söyledik: Fon soygununda da mesele “Bir sistem, bir düzen meselesidir.” Geçtiğimiz hafta 103. kuruluş yılını kutladığımız cumhuriyetimizin, kurucu babası Büyük Atatürk daha işin başında: “Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin, gerektiğinde ulusa hesap verme zorunlu vardır. Bu zorunluluk, laubalilikle ya da keyfilikle geçiştirilemez. Ulusal servetin dağılımında adalet ve emek verenlerin refahı ulusal birliğin korunması için şarttır” demişti. Bugün kaynaklar, vatandaşın kesesinden alınıyor, lobilerin, yandaşların, vurguncuların kasalarına aktarılıyor. Ama hesap verilmiyor. Gelir dağılımı hızla bozuluyor. Sadece işsiz değil, çalışan da derin bir yoksullukla karşı karşıya kalıyor. Ekim ayı itibariyle; açlık sınırı 38 bin lira, asgari ücret 28 bin lira, en düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira. Bu hesaba göre asgari ücretli her ayın bir haftasını, emekli ise her ayın neredeyse yarısını aç geçirmek zorunda...
ENFLASYONLA DAR VE SABİT GELİRLİNİN PARASI CEBİNDEN ALINIYOR
Enflasyondan arındırılmış net asgari ücret hesabı, Ocak 2024’ten, Eylül 2026 ‘ya kadar, çalışanın alın terinin dörtte birinin, TÜİK’in makyajlı enflasyonuyla dahi, çalındığını gösteriyor. Bu yılın ilk 9 ayında enflasyon; asgari ücretlinin toplam 38 bin 769 lirasını, en düşük emekli aylığının toplam 29 bin 971 lirasını cebinden almış. Hafta sonunda akaryakıta gelen zamlarla mazot yeniden 100 liranın üstüne çıktı. Bu akaryakıt zamlarından sonra enflasyon, herkesin cebindeki parayı çok daha hızlı eritecek.
ALİ ŞEKEROĞLU OLAYI YAŞANANLARIN AYNASI
Emeklinin hali içler acısı... Çoğu ya ağır işlerde çalışıyor ya da evlatlarının desteğiyle ayakta kalabiliyor. Olmayan, Ulus’ta tuvaletsiz, banyosuz otel odalarında hayata tutunmaya çalışıyor. Size “Ali Şekeroğlu” desem, kimdir hatırlar mısınız? Ali Şekeroğlu, bir ay önce seyyanen zam eyleminde, boynunda Türk bayrağı, elinde “Onurumuz için” yazan pankartla, hakkını aramak için Anayasa Mahkemesi önüne giden, emekli bir polisti... O gün yanındakilere ekonomik sıkıntılarından bahsetti. Ailesindeki işsiz gençler yüzünden içi buruktu. Yeni doğan torununa altın takamadığını söylüyordu. Dayanamadı... Anayasa Mahkemesi’nin önünde canına kıydı. Yaşananların aynası olan böyle hazin bir olayı bile Türkiye, ancak iki gün konuştu, üçüncü gün başka felaketlerle, kaldığımız yerden devam ettik.
GÖLE SU GELENE KADAR KURBAĞANIN GÖZÜ PATLADI
Yoksulluk özellikle yaşlı nüfusta dramatik şekilde artıyor: 2022 yılında 1,4 milyon olan yaşlı yoksul sayısı, 2025 yılına gelindiğinde 3 milyona yükseldi. Dört yılda ikiye katlandı. Ama emeklinin hükümete canıyla ihtar çektiği yerde, saray çıktı, 2027’den, emekli aylıklarını “biraz daha” iyileştirmekten bahsetti. “Biraz dahası” mı kaldı Sayın Erdoğan? Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patladı!
YAŞLI DA GENÇ DE IZRAR HALİNDE
Eurostat verilerine göre Türkiye’de, “yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında” 25 milyon kişi yaşıyor. Bu rakam 2015 yılında 20,4 milyon kişiydi. Yaklaşık 10 yılda 5 milyon kişi daha yoksulluk koşullarına sürüklendi. Izrar halinde olan sadece emeklilerimiz, yaşlılarımız değil... Taşı sıksa suyunu çıkaracak üretime katabilsek ülkenin refahını katlatacak milyonlarca gencimiz, geleceğimiz, iyi bir eğitim, kendilerine yakışan güvenceli bir iş, keselerine uygun bir ev, bir yuva kurma umudunu yitirmiş, evde oturmuş, anasının babasının eline bakıyor. Türkiye, üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı içinde Kosta Rika ile birlikte, gelir dağılımının en bozuk olduğu iki ülkeden biri…
RAKAM ÇOK, GERÇEK TEK: MİLLET VASATIN ALTINDA BİRLEŞİYOR
Bunları saatlerce anlatabilir, veriler üzerinden saray rejiminin, milletin umudunu, işini, ekmeğini nasıl yağmaladığını tek tek izah edebiliriz. Ama rakam çok, gerçek tektir: Saray tarafından bölünen, parçalanan, kutuplaştırılan milletimiz, giderek vasatın altında birleştirilmektedir. Özetle; bir tarafta, fon vurgunlarıyla, yandaş ihaleleriyle, nepotizmle milyonları, milyarları götürenler, bir tarafta o paranın gerçek sahipleri, bir avuç lobiciyi, rantiyeciyi beslemek için aç kalan milyonlar var.
KRİZDEN ÇIKIŞIN YOLU: TOPYEKÛN ARINMA
Bu krizden çıkışın tek yolu Topyekûn Arınma'dır. CHP olarak biz üstümüze düşeni yapmak için kararlılıkla yürüyoruz. Sorumluluk alıyoruz. Diğer yandan da, arınması gereken diğer kesimleri izliyoruz, notumuzu alıyoruz. Onların da siyasi ahlakın gerektirdiği, bu onurlu davranışı göstermelerini bekliyoruz. Biz “Topyekûn Arınma” derken, aslında bir anda yapılıp biten bir eylemden değil, bir süreçten, “ahlaklı ve adil yepyeni bir düzenden” bahsediyoruz.
YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ ADALET VE AHLAKİ DEĞER TEMELİNE OTURTAN YENİ BİR DÜZEN
CHP olarak bu düzende; hukukun üstünlüğünü, şeffaflığı ve hesap verebilirliği yeniden tesis edeceğiz. İlk iş olarak da Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkartacağız. Zenginliğin kaynağı vurgun ve rüşvet değil, üretim olacak. Rekabet gücümüzü ve verimliliği artıracak yapısal reformlar ile yerli üretimi teşvik edecek tarım ve sanayi politikalarını, dijital dönüşüm ve yeşil kalkınma politikalarıyla da destekleyerek büyüyeceğiz. Hiçbir vatandaşımızı geride bırakmayacağız. Gencimize, yaşlımıza, çocuklarımıza ve tüm dezavantajlı yurttaşlarımıza sahip çıkacağız. Refahı adaletle paylaşacağız. Topyekûn Arınma, tüm bunları yapabilmek için gerekli yapısal dönüşümü, adaletin ve ahlaki değerlerin üstüne oturtan, yepyeni bir düzendir.
TOPYEKÛN ARINMA BİR BEKA MESELESİ
Bu, aynı zamanda ülkemizin beka meselesidir. Bunun için “Bu kötü yönetime mahkûm değiliz! Tek ve makul çatı altında toplanarak derhal seçimi zorlamalı ve sandıkta bu gidişe son vermeliyiz” diyen herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin çatısı altında toplayacağız. İlk seçimlerden sonra da, bu ülkenin gerçek potansiyelini ayağa kaldıracağız.
31.10.2026
30.10.2026
30.10.2026
29.10.2026
28.10.2026
27.10.2026
27.10.2026