21.09.2026
CHP Grup Başkanı Öztrak, ortaya çıkan fon skandalının Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük finansal rezaletlerinden biri olduğunu belirterek, “Bu konuda bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik önergemizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bugün sunduk. Bu finansal cinayetin siyasi hesabı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, hukuki hesabı ise bağımsız yargı önünde mutlaka sorulacaktır. Milletin parasına uzanan el kimin eli olursa olsun bunun hesabını verecektir” dedi.
Zarara uğrayanların zararlarının, bu süreçten ekonomik gerçeklerle veya hayatın normal akışıyla izah edilemeyen aşırı kar ve kazançları sağlayanların el konacak varlıklarından finanse edilmesi hususunda bir çerçeve üzerinde çalıştıklarını da ifade eden Öztrak, “Milletin tek kuruşunun söz konusu olduğu yerde, korunacak olan makamlar ve kişiler değil, tüyü bitmedik yetimin hakkıdır. Kimse unvanına güvenmesin. Kimse makamına güvenmesin. Kimse Saray’daki bağlantılarına güvenmesin” diye konuştu.
CHP TBMM Grup Başkanı Faik Öztrak bugün TBMM’de, geçtiğimiz hafta patlak veren fon skandalı hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Bunun, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük finansal rezaletlerinden biri olduğunu ifade eden Öztrak şunları söyledi:
BANKER KRİZİNDEN BİLE VAHİM
Bu skandal, 1982’deki Banker Kastelli krizinden bile daha vahimdir. Çünkü Banker Krizi yaşandığında, Türkiye’de bugünkü anlamda bir finansal piyasa düzeni yoktu. Bu piyasaları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurumsal yapılar yoktu. Sermaye Piyasası Kurulu yoktu, Borsa İstanbul yoktu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu yoktu. Bu kurumların tamamını, finansal piyasalarda böylesine büyük rezaletler yaşanmasın, vatandaşın birikimleri sahipsiz kalmasın diye biz kurduk.
BU BİR FİNANSAL CİNAYET
Ama geçtiğimiz hafta ülkemizde, herkesin adım adım yaklaştığını gördüğü bir “finansal cinayet”, yetki ve sorumluluk sahibi olanların seyredip önlemediği bir “Kırmızı Pazartesi” yaşandı. Şimdi önümüzde cevaplanması gereken üç temel soru var… Birincisi, bu finansal cinayet nasıl işlendi? İkincisi, ortaya çıkan zarar nasıl tazmin edilecek? Üçüncüsü ve en önemlisi, bu cinayetin faturası kimlere kesilecek?
BU FİNANSAL CİNAYET GÖZ GÖRE GÖRE İŞLENDİ
İlk sorunun cevabı artık büyük ölçüde ortada… Bu çark, bir gecede kurulmadı. Uluslararası endeks sağlayıcıları, pek çok piyasa profesyoneli, belirli hisselerle fonlar arasında kurulan ilişkiye, olağan dışı fiyat hareketlerine ve giderek büyüyen likidite riskine dikkat çekti. Daha da önemlisi yaklaşan tehlikeden yalnızca piyasa değil, ekonomi yönetimi de haberdardı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek daha 2025 yılının Kasım ayında, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz” dedi. Dikkatinizi çekiyorum: “Şüpheleniyoruz” demiyor. “İnceliyoruz” demiyor. Açıkça, “Manipülasyon yapıldığını biliyoruz” diyor. Sermaye Piyasası Kurulu da 2025’in son çeyreğinde bazı fonların fiilî dolaşımı düşük hisselerin fiyatlarını ekonomik gerçeklerle açıklanamayacak biçimde hareket ettirdiğini tespit ettiğini söylüyor. Yani Hazine ve Maliye Bakanı bildiklerini söylemiş. Sermaye Piyasası Kurulu tespit etmiş. Piyasa profesyonelleri ve endeks sağlayıcıları uyarmış. Finansal cinayet, “Geliyorum” demiş. Ama her ne hikmetse yetki ve sorumluk sahipleri, bunu önlemek için ancak uluslararası endeks sağlayıcılarının uyarılarından sonra harekete geçebilmiş. Olacaklara uzun bir süre göz yummuş.
TAM BİR FİNANSAL SAADET ZİNCİRİ
Şimdi, göz göre göre gelen bu cinayetin nasıl işlendiğine bakalım. Düzen şöyle işliyor… Önce, dar bir yatırımcı grubuna açık bir fon kuruluyor. Bu fon, fiilî dolaşımı sınırlı, alım satım hacmi düşük hisselerde yoğun alımlar yapıyor. Fon satın aldıkça, hissenin fiyatı yükseliyor. Hisse yükseldikçe, fonun kâğıt üzerindeki değeri ve getirisi, herhangi bir ekonomik gerekçeyle izah edilemeyecek biçimde şişiyor. Şişen getiri yeni yatırımcıyı; yeni yatırımcının parası da yine aynı hisselerde yeni alımları getiriyor. Böylece ortada gerçek bir değer artışı olmadan hisse fiyatı fonu, fon da hisse fiyatını şişiriyor. Tam bir finansal saadet zinciri kuruluyor… Her saadet zincirinde olduğu gibi bunun çalışması için de emme basma tulumba misali, kesintisiz nakit akışı gerekiyor. Nakit akışı durduğunda zincir dağılıyor.
HİSSE FONLARINDA BAŞLAYAN KRİZ, PARA PİYASASI FONLARINA BULAŞIYOR
Yüksek riskli hisselerin yoğun olduğu serbest fonların elinde, kâğıt üzerinde milyarlarca lira eden hisseler var. Ama yeni yatırımcı akımı yavaşlamaya başladığında yatırımcıya ödeme yapmak için nakde sıkışıyor. Bu durumda hisse yoğun fonları yönetenler, ellerindeki fiyatı şişmiş hisseleri teminat göstererek para piyasası fonlarından kısa vadeli borç alıyor. Diğer taraftan, fonların hisse alacak nakitleri olmayınca fona koydukları hisseler taban fiyatlara düşüyor. Bu durumda para piyasası fonlarının ellerindeki teminatlar eriyor. Bir de para piyasası fonları, hisse senedi fonlarından alacaklarını tahsil edemeyince, para piyasası fonlarında da nakit sıkışıklığı başlıyor. Böylece, yüksek riskli “hisse fonlarında” başlayan kriz, düşük riskli “para piyasası fonlarına” bulaşıyor. Ev kredisinin taksitini ödemek, çocuğunun okul masrafını karşılamak için tasarruflarını “risksiz” bildiği para piyasası fonunda tutan vatandaş, bir anda kendi parasına ulaşamaz hâle geliyor. Borcunu ödeyemiyor, taksitini yatıramıyor, günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyor, çocuklarının okul masraflarını karşılayamıyor. Yani saadet zincirinin riskleri, riskten kaçınan vatandaşın sırtına yükleniyor.
SİSTEMİK GÜVEN KRİZİNİ YATIRŞTIRMAK İÇİN TCMB 5 MİLYAR DOLAR ERİTTİ
Yaşananlar, düzgün çalışan fonlara duyulan güveni de sarsınca, yatırımcılar tüm fonlara hücum etmeye hazırlanıyor. Böylece birkaç fonda başlayan sorun, finansal sistemin tamamına yayılabilecek “sistemik bir güven krizine” dönüşüyor. Bu güven krizini yatıştırmak için Merkez Bankası, bir günde 5 milyar dolar rezerv eritmek zorunda kalıyor. Türkiye Varlık Fonu da, borsadaki düşüşü sınırlamak amacıyla milyarlarca liralık alımla piyasaya müdahale ediyor. Varlık Fonu bu parayı nereden alıyor bakmak lazım…
TÜRKİYE’NİN İTİBARINI TEHDİT EDİYOR
Ancak bütün bu müdahalelere rağmen, yaşanan güven kaybı artık Türkiye’nin sınırlarını aşıyor. Dünyanın önde gelen endeks sağlayıcılarından MSCI, Kasım ayında yapacağı incelemesine kadar Türkiye piyasasında, “Yeterli, somut ve güvenilir bir ilerleme” görülmezse Türkiye’ye ve Türkiye’de işlem gören menkul kıymetlere yönelik bir değerlendirme süreci başlatabileceğini açıkladı. Yani birkaç fon ve birkaç şirket etrafında kurulan bu düzen şimdi Türkiye’nin bütün sermaye piyasalarının itibarını tehdit ediyor.
SONUÇLARI ÇOK AĞIR OLABİLİR
Açık konuşalım: Bunun sonuçları çok ağır olabilir. Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda 248 milyar dolarlık dış borç ödemesi var. Buna OVP’de gelecek yıl için öngörülen 39 milyar dolarlık cari açığı da ekleyin. Karşınızda, 287 milyar dolarlık brüt dış finansman ihtiyacı var. Üstelik tam da böyle bir dönemde, Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar ile Türkiye’den çıkan doğrudan yatırımların neti, 2000 yılından sonra ilk kez negatife dönmüş durumda. Yani dış finansmanın vadesi ve kalitesi zaten ciddi biçimde kırılganlaşmışken, bir de bu skandal nedeniyle portföy yatırımları kanalı daralırsa Türkiye bu 287 milyar dolarlık finansman ihtiyacını Nasıl karşılayacak? Daha da önemlisi, hangi bedelle, hangi maliyetle karşılayacak?
BU ZARAR NEREDEN KARŞILANACAK
Şimdi gelelim, başta sorduğumuz ikinci temel soruya: Bu finansal rezaletin yol açtığı zarar ne kadardır? Bu zarar, kim tarafından ve hangi kaynaktan karşılanacaktır? SPK, geçtiğimiz hafta yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar verdi. Ancak SPK da, Hazine ve Maliye Bakanlığı da, bu fonlarda kaç yatırımcı bulunduğunu, yatırımcıların toplam varlığının ne kadar olduğunu, tasfiye sonunda ne kadar paranın geri alınabileceğini kamuoyuna açıklamadı. Yabancı bir ajansın haberine göre tasfiyesine karar verilen fonlarda 353 bin yatırımcının, 891 milyar liralık, yani 21,4 milyar dolarlık yatırımının tasfiyeye tabi olduğu anlaşılıyor. Piyasadaki tahminler, bu fonlardaki varlıkların çok büyük bir bölümünün fiyatı manipülasyonla şişirilmiş fiilî dolaşımı düşük 15-20 hissede yoğunlaştığına işaret ediyor.
“KAR MANİPÜLATÖRE, ZARAR MİLLETE” DERSENİZ KABUL ETMEYİZ
Şimdi sorulması gereken şu: Bu fiyatı şişmiş hisselerin satışından, bunun yalnızca 1-2 milyar doları geri alınabilirse, yatırımcıların ve vatandaşların geriye kalan devasa zararı nereden ve nasıl karşılanacak? Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, “Karlar manipülatörlere, zarar millete” anlayışını asla kabul etmiyoruz. Fonları yönetenler, şirket sahipleri, olağan dışı kazançları ceplerine indiren yatırımcılar servetlerine servet katarken ortada görünmeyen kurumlar ve hükümet, şimdi çıkıp faturayı millete kesmeye kalkmasın. Kamu bankaları üzerinden, bu işin faturası milletin sırtına yüklemesin.
HUKUK PARAYI GİTTİĞİ YERE KADAR TAKİP ETMELİ
Yürütülen soruşturma kapsamında dört şüphelinin tutuklandığı, 51 kişi hakkında yurtdışı yasağı konduğu ve bu kişilerin malvarlıklarına tedbir konduğu Adalet Bakanı tarafından açıklandı. Bakanının açıklamalarından sonra başka gözaltılar da oldu. Bugün de, bir katılım finansman şirketi hakkındaki soruşturma kapsamında 25 gözaltı kararı daha verildiği duyuruldu. Bu tedbirler elbette gereklidir. Ancak yeterli midir? Fon sahipleri, portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri, ilişkili şirketlerin sahip ve yöneticileri ile birlikte, bu hisselerde olağan dışı kazanç sağlayanlar da soruşturmanın kapsamında mıdır? Adalet Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, soruşturma konusu mal varlıklarının kaçırılmasını önlemek için müzekkereler yazıldığını söylüyor. Peki, bu olay patlak vermeden önceki fahiş karların sahiplerinin de mallarını kaçırmalarını önleyecek tedbirler alınmakta mıdır? Buna benzer bir finansal saadet zinciri, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşandı. Madoff Skandalı’nda, yalnızca elde kalan mal varlıklarıyla yetinilmedi. Aile üyelerine, çalışanlara, bağlantılı fonlara ve ilgili şirketlere aktarılan paraların peşine düşüldü. Haksız kazançlar geri alındı, oluşturulan fondan mağdur yatırımcılara ödeme yapıldı. Türkiye bu alternatifleri değerlendirmelidir. Bu düzen içinde haksız kazanç sağlayanların bütün mal varlıkları araştırılmalıdır. Haksız kazançlar geri alınmalı, sorumluluğu yargı kararıyla tespit edilenler, yatırımcıların zararından şahsi mal varlıklarıyla da sorumlu tutulmalıdır. Hukuk, parayı gittiği yere kadar takip etmelidir. Yani önce, bu saadet zincirini; kuranların, yönetenlerin, koruyanların ve bu işten nemalananların malına gidilmelidir. Önce haksız kazançlar geri alınmalıdır. Fatura, peşinen millete kesilmemelidir.
SİYASİ VE BÜROKRATİK SORUMLULAR KİMLER
Gelelim başta sorduğumuz, üçüncü ve en önemli soruya: Bu finansal cinayetin faturası kime kesilecek? Daha açık soralım: Bu finansal cinayetin siyasi ve bürokratik sorumluları kimlerdir? Bu soruşturma, birkaç fon yöneticisinin, birkaç şirket sahibinin, birkaç piyasa oyuncusunun üzerine yıkılarak kapatılamaz. Çünkü 20 milyar doları aşan fon varlığını kapsayan böylesine büyük bir saadet zinciri, düzenleyici ve denetleyici kurumların gözleri önünde, yıllarca kendiliğinden büyüyemez. İşte bu yüzden diyoruz ki; “Bu düzeni kuranlar kadar, görüp de müdahale etmeyenler, görevini yapmayanlar ve varsa bu kişileri koruyan siyaset erbabı da mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.
12 KİŞİ İDDİASI
Nitekim basında, bu saadet zincirine ilişkin ciddi iddialar yer alıyor. Tasfiyeye alınan fonlardan birinin, henüz yatırımcıya açılmadan önce yalnızca 12 kişinin elinde bulunduğu, bu 12 kişinin suni işlemlerle fonu şişirdiği, ardından da bu fonun yatırımcılara açıldığı, bu 12 kişinin çoğunun da iktidara yakın isimlerden oluştuğu iddia ediliyor. Bu 12 kişi kimdir? Bunlar kimlerle bağlantılıdır?
7 PORTFÖY ŞİRKETİNDE CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYE KARMASI
Yine, fonları tasfiyeye alınan yedi portföy yönetim şirketinin mevcut ve geçmiş yönetim kadrolarına baktığınızda da, karşınıza adeta bir “Cumhurbaşkanlığı Külliye Karması” çıkıyor. Aralarında, Cumhurbaşkanlığı istişare kurullarında görev yapmış olanlar, Cumhurbaşkanı danışmanlığı yapmış olanlar, Türkiye’yi OECD nezdinde büyükelçi olarak temsil etmiş olanlar, Bakan Yardımcılarının en yakınları var. Elbette bu görevlerde bulunmak ya da bu kişilerin bir şirkette yöneticilik yapması, tek başına suç olamaz. Ancak bu tablo, çok önemli soruları sormamızı da zorunlu kılıyor: Bu şirketlerin siyasi ve bürokratik bağlantıları, düzenleyici denetleyici kurumların zamanında harekete geçmesini engelledi mi? Birileri bu şirketlere dokunulmazlık mı verdi? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2025 Kasım ayında, “Bazı fonlar üzerinden, manipülasyon yapıldığını bildiklerini” söylemesine rağmen on ay boyunca ne beklendi? Saray’daki bazı odaklar mı, yoksa bürokratik oligarşi mi elinizi tuttu? Borsa İstanbul yönetimi, Sermaye Piyasası Kurulu, bu finansal cinayeti engellemek yerine neden seyretti?
SADECE GÖREVDEN ALMAYLA KALMAMALI, YARGIDA HESAP VERMELİLER
Buradan açıkça çağrı yapıyoruz: Soruşturma yalnızca fon yöneticileriyle, şirket sahipleriyle ve piyasa oyuncularıyla sınırlandırılmamalıdır. Manipülatif işlemlerin yapıldığı dönemde, Sermaye Piyasası Kurulu’nda, Borsa İstanbul yönetiminde ve ilgili denetim birimlerinde görev yapan eski ve yeni bütün yöneticilerin sorumluluğu da araştırılmalıdır. Bu kişilerin önlerine hangi inceleme ve denetim raporları geldi? Bunlar hangi uyarıları aldılar? Bu uyarılar üzerine hangi işlemleri yaptılar? Yapmaları gerekeni yapmadılarsa neden yapmadılar? Müdahale etmelerini engelleyenler oldu mu? Olduysa kimler? Bütün belgeler, denetim raporları, Yönetim Kurulu kararları ve talimatlar yargı tarafından incelenmelidir. İlgili dönemde görev yapanların görevi ihmal veya kötüye kullanma dâhil idari ve cezai sorumluluklarının bulunup bulunmadığı derhâl soruşturulmalıdır. Eğer bu kişilerin görevlerini yapmadıkları tespit edilirse yalnızca koltuklarından alınmakla kalmamalı yargı önünde de hesap vermelidirler. Çünkü manipülasyonu yapmak suçsa, Görevi bunu engellemek olduğu hâlde Manipülasyona göz yummak da en az onun kadar ağır bir suçtur. Ve bu cezasız bırakılamaz.
DENETLEYEN, TASFİYEYİ YÜRÜTEN VE DENETLEYECEKLER ARASINDA İLİŞKİLER
Ancak burada, çok daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız: Görevini ihmal ettiği iddia edilenleri kim soruşturacak? Soruşturmanın bağımsızlığını kim güvence altına alacak? Çünkü soruşturmayı yürütecek makamlar ile soruşturulması gereken kurum ve kişiler arasında ciddi bağlar ve çıkar çatışması şüpheleri bulunuyor. Adalet Bakanı’nın en yakınlarından biri, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Yönetim Kurulu Üyesi… Tasfiye sürecini yürüten kurumlardan birinin yönetiminde görev yapan bir isim, aynı zamanda Borsa İstanbul yönetiminde de yer alıyor. Bunun gibi başka örnekler de var. Yani denetleyen, soruşturan, tasfiyeyi yürüten ve denetlenmesi gereken yapılar arasında iç içe geçmiş ilişkiler var. Biz hiç kimseye peşinen suç isnat etmiyoruz. Ancak böylesine büyük bir finansal skandalda, soruşturmanın yalnızca tarafsız olması yetmez; tarafsızlığından hiçbir şekilde kuşku duyulmaması da gerekir.
TBMM DERHAL DURUMA EL KOYMALIDIR
Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi derhâl duruma el koymalıdır. Bütün siyasi partilerin temsil edildiği bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Manipülasyonun nasıl başladığı, kimlerin haksız kazanç sağladığı, bu iş ortaya dökülmeden önce “İçeriden öğrenenlerin ticareti” kapsamında kimlerin söz konusu fonlardan çıktığı, düzenleyici kurumların neden zamanında müdahale etmediği, siyasi ve bürokratik bağlantıların ne olduğu bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Hiçbir belge saklanmamalı, hiçbir isim korunmamalı, hiçbir siyasi bağlantının üzeri örtülmemelidir. Paranın izinin gittiği yere kadar gidilmelidir.
CHP OLARAK ARAŞTIRMA KOMİSYONU ÖNERGEMİZİ VERDİK
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yalnızca soru sormuyoruz. Siyasi sorumluluğumuzun gereğini de yerine getiriyoruz. Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında yaptığımız toplantıda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak yukarıda dile getirdiğimiz hususlarda, yedi soru altında özetlediğimiz açıklamamız çerçevesinde, bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik önergemizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bugün sunduk. Yine Genel Başkanımızın talimatlarıyla, zarara uğrayan vatandaşlarımızın zararlarının bu süreçte ekonomik gerçeklerle veya hayatın normal akışıyla izah edilemeyen aşırı kar ve kazançları sağlayanların el konacak varlıklarından finanse edilmesini sağlayacak bir çerçeve üzerinde, dünya örneklerine de bakarak çalışıyoruz. Milletin tek kuruşunun söz konusu olduğu yerde, korunacak olan makamlar ve kişiler değil, tüyü bitmedik yetimin hakkıdır. Kimse unvanına güvenmesin. Kimse makamına güvenmesin. Kimse Saray’daki bağlantılarına güvenmesin. Bu finansal cinayetin siyasi hesabı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, hukuki hesabı ise bağımsız yargı önünde mutlaka sorulacaktır. Milletin parasına uzanan el kimin eli olursa olsun bunun hesabını verecektir.
YATIRIMCILARAK “BU MİLLETİN SIRTINDAN RAHAT KURBAN KESİLİR” Mİ DİYECEKLER?
Son olarak, bugün Amerikan-Türk İş Masası ve DEİK 19. Türkiye Yatırım Konferansı düzenliyormuş. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır onur konuklarıymış. Ülkeye böyle bir skandalı yaşatan bir hükümetin bakanları olarak, yerli ve Amerikalı yatırımcıların gözlerinin içine baka baka nasıl bir hikaye anlatacaklarını çok merak ediyorum. “Bu ülkede güzel vur kaç yapılır, bu aziz milletin sırtından çok rahat kurban kesilir. Buyurun siz de gelin” mi diyecekler? Gerçekten şaka gibisiniz.
KENDİLERİNDEN SONRA GELECEK HÜKÜMETE BİR ŞEY BIRAKMAMAK İSTİYORLAR
Toplantının sonunda basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Öztrak, yol ve köprü özelleştirmeleriyle ilgili bir soru üzerine, “Hükümet anlaşılan dış finansmana çok sıkışmış vaziyette. Bu gelirleri satıp önden para toplamaya uğraşıyor. Önce halka arz dediler, şimdi Fransız firması çıktı. Belli ki Hükümet de bu işi nasıl yapabileceğine karar verebilmiş değil. Buradaki bütün mesele, geliri erken tahsil ederek finansman sağlamaktır. Ama tam da seçim yaklaşırken bu tür operasyonların yapılması kendilerinden sonra gelecek olanlara hiçbir şey bırakmama kaygısıyla açıklanabilir. Bu nedenle de bu safhada böyle bir düzenlemenin yapılması etik olarak da doğru değildir. Bunların gelirinden kendilerinden sonra gelecek hükümeti mahrum etmemeleri lazım” dedi.
Son yaşanan fon skandalının ardından mevcut yatırımcıların yatırımlarının güvende olup olmadığı yönündeki soru üzerine de Öztrak, “Bütün fonların kendilerine göre makul riskleri vardır. Ancak sistemde yanlışlar yapmışsanız, bütün yatırımcıların yatırımını garanti altına alacak bir takım düzenlemeleri yapmak zorunda kalıyorsunuz. Örneğin TCMB’nin kasasından 5 milyar dolar satıyorsunuz. Bu Hükümet, özellikle ekonominin en başındaki kişinin yani Cumhurbaşkanının ekonomi anlayışı nedeniyle ciddi bir güvensizlikle maluldür. Bu işin çözülmesinin tek yolu erken seçimdir. Bu hükümet gitmeli, bu işin altından kalkabilecek bir yönetim anlayışı işin başına gelmelidir” diye konuştu.
12.10.2025
03.10.2025
02.05.2025
25.04.2025
18.04.2025
16.04.2025
16.04.2025