CHP Lideri Özel: Geri Sayma Zamanıdır; Arkadaşlarımız Özgürlüğe, Ülkemiz İktidara ve Bir Devri Kapatmaya Hazırlanıyor”

25.02.2026

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“GERİ SAYMA ZAMANIDIR; ARKADAŞLARIMIZ ÖZGÜRLÜĞE, ÜLKEMİZ İKTİDARA VE BİR DEVRİ KAPATMAYA HAZIRLANIYOR”

“DARBENİN YILDÖNÜMÜNDE TARİHİ BİR EYLEMDE SARAÇHANE’DE 100 BİNLERİ MİLYON YAPACAĞIZ”

“‘DÖRT GÜNDE 200 KİŞİYE İDDİANAME YAZDIK’ DİYE ÖVÜNENLER DOKUZ AYDIR İDDİANAME YAZMIYORLAR”

“ERDOĞAN, DİPLOMA KONUSUNU AÇIKLIĞA KAVUŞTUR VE BU KÖPRÜLERİ SATMAYA NİYETLİ MİSİN, DEĞİL MİSİN CEVAP VER”

“KİM KİMİN GİYİMİNE, BAŞÖRTÜSÜNE KARIŞMIŞSA YANLIŞ YAPMIŞ; MEMLEKETİN BİRLİĞİNİN, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMİNATI CUMHURİYET HALK PARTİSİ’DİR”

“GELİN BURAYA OMUZ OMUZA YÜRÜYELİM İKTİDARA. SALON SİYASETİYLE İKTİDAR OLUNMAZ”

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ TÜM KADROLARIYLA BİRLİKTE BÜYÜK BİR HAZIRLIĞIN, BÜYÜK BİR MÜCADELENİN VE BÜYÜK İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNÜN İÇİNDEDİR”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul 3’üncü Seçim Bölgesini temsilen Bakırköy’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Canım İstanbul’a, güzel İstanbul’a, kötülüğe boyun eğmeyen İstanbul’a, seçtiğine, iradesine, sandığına sahip çıkan İstanbul’a, Cumhurbaşkanı adayına, İstanbul’un şehri eminine, evladına, Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkan İstanbul’a selam olsun” dedi. Özel, şunları söyledi:


“343 GÜNDÜR HİÇBİR ŞEYİ İSPAT EDEMEDİLER”

“Tam 343 gün önceydi. 343 gün önce birileri, İstanbul’a dedi ki ‘Sen bilmezsin, ben bilirim. Bugüne kadar oy istedim, verdin. Aday gösterdim, seçtin. Ne dediysem yaptın. Bundan sonra da öyle olacak. Kimin yöneteceğine ben karar vereceğim. Senin seçtiğin değil, benim istediğim olacak.’ O gün kendi geçmişinde, kendi tarihinde üç aylık bir hapis cezası olan, o cezayı alana kadar rüşvetle, irtikapla, ihaleye fesatla, terör örgütüne destekle suçlanan ama yargılanan, ama bir gün evine polis gelmeyen, bir gün tutuklu yargılanmayan, ceza alan, göreve devam eden, ta cezası Yargıtay’da kesinleştiği güne kadar görevinin başında olan, ceza kesinleşince telefonla çağırılan, davulla - zurnayla, mitingle giden, içerideki koğuş arkadaşına, oda arkadaşına karar verilen, içeride her gün yüzlerce ziyaretçiyi kabul eden, içeride şiir kaseti çıkaran birisi bu sefer kendisiyle aynı görevde olan, kendisine karşı yapılan suçlamaları kopyala - yapıştır yapıştırdığı, kişi kendinden bilir işi; ‘Burada bu işler oluyorsa mutlaka birileri alıyordur kendi payını’ diyerek, ‘Gidin bulacaksınız, arayın bulacaksınız’ diye birilerini görevlendirdiler ve tarihin en büyük iftirasıyla karşımıza çıktılar. Tam 343 gün önce bir gece bir yoksul ailenin iftar sofrasındayken diploması iptal edildi. Ertesi gün sabahın köründe evine polisler geldi. Aldılar ve götürdüler. Sonra dediler ki ‘Teröre yardım ettin. Terörden suçlusun, soruşturman var.’ Dediler ki ‘Efendim sen ajanlık yaptın. Sen yurtdışına bilgiler sattın, buradan dosyan var.’ Yok efendim, bir tane uçak buldular. İki fotoğraf buldular. ‘Uçak senin, içinde olanlardan sen mesulsün’ dediler. Yetmedi, kendisine, ailesine, eşinin kardeşlerine kadar türlü türlü iftiralar attılar. 343 gün boyunca; ‘terör’ dediler, yalan çıktı. ‘Ajan’ dediler, yalan çıktı. ‘Casus’ dediler, yalan çıktı. Efendim, ‘Kasalarda para var’ dediler, içinden mühür çıktı. ‘Bavulun içinde para var’ dediler, jammer çıktı. ‘İBB’nin altında milyon dolarlar var’ dediler, tümü yalan çıktı. Yalan atanlar yüzsüz çıktı. ‘Bu kadar lafta bu kadar yalan olur’ dediler. Ama bugüne kadar hiçbir şeyi ispat edemediler.”

“ARKADAŞLARIMIZI YALNIZ BIRAKMAMIZI BEKLEDİLER”

“İşte o gün birileri bu yalanlara inanmamızı, Ekrem Başkan’a ‘Acaba?’ diye şüpheyle bakmamızı, arkadaşlarımızı yalnız bırakmamızı ve Türkiye’nin geleceğine doğru Tayyip Bey’in gönlüne göre bir alan açmamızı beklediler. O gün sabah bir değerlendirme yaptık. ‘Bu bir darbe girişimidir. Her darbe mutlaka iktidara olur ama bu darbe iktidarın muhatap olduğu değil, fail olduğu; darbeyi yapanın iktidar olduğu, darbenin muhatabının bir sonraki iktidar olduğu, darbeye uğrayanın bir sonraki Cumhurbaşkanı olduğu bir darbe girişimidir. Buna teslim olamayız. Sembol Saraçhane’dir. Orayı teslim edemeyiz. Oraya bir kayyım gelmesine seyirci kalamayız. O yüzden biz Saraçhane’deyiz, buradayız. Bu meydanı bırakmayız. Hepiniz buraya gelin’ dedik. Ne oldu? Apar topar ‘İstanbul’da beş gün süreyle üç kişi bir araya gelmek yasak. Gösteri yasak, toplanmak yasak’ dediler. O gün Vatan Emniyet’in önünde dört bin partilimiz vardı. Etraflarına sıra sıra bariyer çektiler. İstanbul Üniversitesi’nin öğrencileri Beyazıt Meydanı’ndaydı. Sardılar, etrafını bariyerlediler. Yasakladılar; otobüsleri yasakladılar, durdurdular. Köprüleri kaldırdılar. Metroları yasakladılar, istasyonlarını kapattılar. Vapurları bağladılar. O gün o dakikalarda daha o darbenin ilk saatlerinde arkadaşlara dedim ki ‘Hiç korkmayın. Ne olacaksa bugün olacak, bu akşam olacak. İnceldiği yerden kopacak. Ya o kazanacak, ya İstanbul kazanacak.’ İşte 343 gün önce ilk haberler Vatan Emniyet’in önündeki CHP’lilerle, Beyazıt Meydanı’ndaki İstanbul Üniversitelilerden geldi. Ta Fatih’in zamanında kurulmuş İstanbul Üniversitesi geleneğine, geleceğine, demokrasiye sahip çıkarak önündeki bariyerleri yıkarken, Türkiye’nin kurucu iradesi de işgal kuvvetlerine nasıl direndiyse, bu darbecilere de öyle direndi.”

“SARAÇHANE’DE NE GÖRDÜYSEM BU MEYDANDA DA ONU GÖRÜYORUM”

“Geldiler, Saraçhane’de buluştular. Slogan atmaya, sosyal medya paylaşımları yapmaya başladılar. ‘Ben Saraçhane’deyim, geleceğime sahip çıkıyorum. Sen de buraya gel, bekliyorum’ diye sevdiklerini, arkadaşlarını, dostlarını aradılar. İşte 343 gece önce tam bu saatlerde, 20.30’da ben bu otobüsün üstüne çıktığımda Saraçhane'de 110 bin kişiydik. İşte o gece ben o meydana baktığımda neyi görüyorsam, bugün de bu meydana, Bakırköy Meydanı’na baktığımda onu görüyorum. Sizlere bakınca ben darbeye teslim olmayanları, seçtiğine sahip çıkanları, yılmaz, cesur demokratları, korkuyu evde bırakanları, korkaklara ve darbecilere teslim olmayanları görüyorum. Size bakınca ben bu ülkenin yarınlarını, bu ülkenin omuz omuza, yan yana yaşayacak demokratlarını görüyorum. Size bakınca sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları, size bakınca ben Kürt’üyle - Türk’üyle, Alevi’siyle - Sünni’siyle Türkiye’nin yarınlarını görüyorum. Saraçhane’de yedi gün - yedi gece kaldık. 110 bin kişiyle başladık, 550 bin kişilik 23 Mart akşamını yaşadık. 26’sında kayyım atamaya cesaret edemediler. Şimdi şunu söylüyorlar; ‘Efendim kayyıma biz de karşı çıktık. Tayyip Bey’e biz de telkin ettik. Biz de yanlış bulduk.’ Yani açık açık da itiraf ediyorlar. ‘O niyet vardı. O niyetle gelindi. O niyetle terör soruşturması açıldı’ diye. O direniş, o muhteşem direniş, Saraçhane’den 81 ile yayılan o muhteşem direniş birilerine geri adım attırdı. Biz Saraçhane binasını seçilmiş bir CHP’li belediye meclis üyesini, belediye başkanvekili seçerek Nuri Aslan’a emanet edip, o binadan ayrıldık.”

“BU VAKİTTEN SONRA BİZ BU İŞTEN DÖNMEYİZ”

“Dediler ki ‘Ne olacak şimdi?’ Dedik ki ‘Bu mücadele burada bitmez. Köprüyü geçeceğiz. Maltepe’ye, Anadolu’ya ayak basacağız. Sonra o Maltepe’den, o 2,5 milyon yürekten aldığımız güçle her hafta sonu bir şehirde, her çarşamba akşamı aynı saatlerde İstanbul’da bir ilçede olacağız. ‘İlk iki, üç yaparsınız, sonra tavsar’ dediler. ‘Yaz gelecek, öğrenciler gidecek, meydanı kim dolduracak?’ dediler. ‘Millet memlekete gider. Sivas’a, Tokat’a, Malatya’ya geçer, İstanbul boşalır. Kimi bulacaksınız? Sıcak olur millet dayanamaz’ dediler. ‘Doğru. Bu dediğiniz şartta miting yapılmaz. Miting için hesap yapılır, kitap yapılır. Uygun gün, saat ve havaya bakılır. Ama biz ne Anadolu’ya, ne çarşamba geceleri İstanbul’a mitinge gelmeyeceğiz. Eyleme geleceğiz’ dedik. O gün bugündür hiç ara vermeden 39 ilçemizi teker teker dolaştık. Şişli ile başladık, en son Ataşehir’de geçen hafta noktaladık. ‘Peki sonra bitti ilçeler, ne yapalım?’ ‘Vallahi öyle bir yaz geçirdik, bir mitingde 14 kişinin bayıldığı da oldu. Öyle bir kış geçirdik, eksi dört derecede kar yağdığı, tepemize dolu yağdığı da oldu. Buraya geldik. Bu vakitten sonra biz bu işten dönmeyiz. Şimdi 18-19 Mart’a doğru ilerliyoruz. Üç hafta var. Geri sayıyoruz. ‘Üç, iki, bir’ diyoruz. Üçüncü bölgeden başlıyoruz. 19 Mart’a bölge mitingleriyle kavuşuyoruz’ dedik. Bundan sonra da ikinci bölgede, birinci bölgede mitinglerle, çarşamba akşamlarını ve meydanları boş bırakmadan, mücadeleyi yarıda bırakmadan, bu meydanlarda adaletin sesini haykırarak devam ediyoruz. Darbenin yıldönümünde hep beraber tarihi bir eylemde Saraçhane’de 100 binleri milyon yapıyoruz. 19 Mart’ta onlar bizim yüreğimizi yaktılar. Biz de 19 Mart’ta mücadele ateşini yaktık. O gün kıvılcımlardık. Bütün Anadolu’ya dağıldık. Ama bu sene 18 Mart’ı 19 Mart’a bağlayan gece bu büyük mücadelenin kor alevleri olarak, bir yıl boyunca yanmış ama sönmemiş, küçülmemiş ve büyümüş, nar gibi kızarmış, öfkesini içinde tutmuş, mücadeleden bir adım geri atmamış darbeye direnen kor alevler olarak Saraçhane’ye gelmeye var mısınız? Orada olacak mısınız? O gün darbenin yıldönümünde darbeciye hesap soracak mısınız? İşte bu azimle, bu mücadeleyle ve bu inançla siz burada oldukça, bu meydanlar doldukça kimse üzülmesin. Bugün bizi 12 metrelik hücresinden dinleyen arkadaşlar bu meydandan güç alıyorlar. O arkadaşlarımız şunu biliyorlar. Haklılar. Kendilerinden, aileleri onlardan, sevdikleri onlardan, partileri onlardan, siz onlardan razısınız. Onlara kefilsiniz. Onlara kefiliz. Bu yapılanların hepsinin siyasi olduğunu, hukuki olmadığını biliyoruz. Artık bundan sonraki gün ve zaman geri sayma zamanıdır. Bundan sonrası arkadaşlarımız özgürlüğe geri sayarken, ülkemiz de iktidara geri saymaya, bir devri kapatmaya ve bir devri açmaya hazırlanıyor. Sizin gücünüzle, sizin azminizle, sizin mücadelenizle bir devir kapanıyor ve bir devir açılıyor. Bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor.”

“GENÇLER, ‘YA BİZİ KURTARIN, YA BİZ DE GÖÇECEĞİZ’ DİYOR”

“Bugün ülkeyi yönetenler bu mübarek Ramazan gününde bu meydanı dolduranların yüzüne bakamayacak durumlarda. Bugün ülkeyi yönetenler sokağa çıkamıyor. Kışın sıcak salonlarda, yazın serin salonlarda kendilerince atananlara kendilerini alkışlatarak siyaset yapıyorlar. ‘Ak’ diyorlar ayakta alkışlıyorlar, ‘kara’ diyorlar ayakta alkışlıyorlar. Ama memleketin derdini konuşamıyorlar. Emeklinin sorunlarını çözemiyorlar. Emeğin hakkını veremiyorlar. Çiftçi milletin efendisiyken şimdi yabancı ülkeler tarafından köleleştirilmiş bir sisteme sürükleniyor. Buna karşı çıkamıyorlar. Ülkede gençler hayali yabancı ülkelerde kuruyor. Dört gençten üç tanesi ‘Artık bu ülkede durmak istemiyorum’ diyor. Daha bugün gördüğüm gencecik üniversite mezunu, tıp fakültesi mezunu, iyi eğitimli insanlar ‘Gözümüz sizde. Ya bizi kurtarın ya biz de göçeceğiz, biz de gideceğiz’ diyorlar. 19 Mart darbesinin büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk dalgası yaratması beklenirken sizi, bizi mücadeleden düşürmesi beklenirken bizler tarafından artık hepimize düşen sorumluluğun farkında olarak büyük bir umuda dönüştü. Şimdi yılmadan, asla ve asla gevşemeden, geri adım atmadan, azalmadan mücadeleye devam etme zamanı. Bundan önce aylarca yalanlarla boğuştuk. Dimdik ayakta durduk. İddianame bekledik, ‘Getirin, yargılanmaya değil yargılamaya bekliyoruz’ dedik. Bugün yargılamaların başlayacağı 9 Mart’ı hep beraber bekliyoruz. 9 Mart‘ta herkesi ama herkesi sözünün arkasında durmaya davet ediyorum. Sayın Bahçeli benim çağrım üzerine ‘Evet TRT‘den canlı yayın yapılsın’ demişti. Sayın Erdoğan da ‘Devlet Bey isabet buyurmuş. Öyle dediğine göre biz de destekleriz’ demişti. O günlerde onlar, bugünlerde paçavraya dönen, içi bomboş çıkan, arkasında kimsenin duramadığı iddianameden bir şeyler çıkacak sanıyorlardı. Ama biz ne olduğunu, ne olacağını biliyorduk. Ve onu istiyorduk. Şimdi iddianame çıktı, arkasında duran yok. Şimdi canlı yayından bahseden yok. Kanun teklifini veriyoruz, oy veren yok. Gizli kapaklı işlerle, iftiralar, yayınlandığı kadar bilinsin, karşısındaki cevaplar, haklılıklar ve bu iftiraya çürütenler duyulmasın istiyorlar. Buradan hem Devlet Bey’e hem Tayyip Bey’e sesleniyorum. Eğer savcınıza güveniyorsanız, iddialara güveniyorsanız, zorla iftiracı yapılanlara güveniyor, inanıyorsanız biz buradayız. Canlı yayını yapın, millet iddiayı da duysun cevabını da duysun. Eğer onlara güvenmiyor, ‘Eyvah ya hiçbir şey bulamadılar, bunlar duyulmasın’ diyorsanız, daha fazla zulmü bırakın, arkadaşlarımızı bırakın, tutuksuz yargılama başlasın, millet neyin ne olduğunu görsün.”

“AYLARDIR İDDİANAME BEKLİYORLAR”

“Bugün üçüncü bölgedeyiz. Aslında her şey üçüncü bölgeden başlamıştı. Yani 30 Ekim 2024 günü Sevgili Ahmet Özer’in Esenyurt‘ta gözaltına alınıp, tutuklanıp, Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyım atanmasıyla felaket başladı. Bugün 19 Mart’tan beri tutuklu olan, hasta olan, buradan sürgünde, İzmir’de olan, canıyla, kanserle boğuşan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın bölgesindeyiz. Ömrü belediyecilikle geçmiş ve ömrü boyunca Büyükçekmece’ye hizmet etmiş Büyükçekmece’de dokunmadığı kimse kalmamış, anketlerde alternatifsiz yüzde 60 - 70’le istenen, ömrü boyunca yaptığı hizmetlerle Büyükçekmece’nin gönlünde taht kuran Hasan Akgün’ün bölgesindeyiz. Nikah şahidi olduğum, nikahından sekiz ay sonra tutuklanan, dokuz aydır içeride olan, hakkında saçma sapan bomboş iddialar olup, daha belediye başkanı olmadığı dönemde AK Partililerin verdiği ihalelerden sorumlu tutulan, belediye başkanıyken devlet memuru değilken olan şeylerden kendisine bir şeyler yapıştırmaya çalışan, bu partinin gençlik kollarından gelen tertemiz evladı Utku Caner Çaykara’nın bölgesindeyiz. Maalesef bugün bir kez daha konuştuk ve üzüldük, üzüldük. Bunu bu mitingte de tekrar edeceğimi kendilerine de ifade ettim. Kimler var biliyor musunuz? İddianamesizler var. Dokuz ay önce, sekiz ay önce, yedi ay önce ‘O belediyeleri acaba CHP’nin elinden alır mıyız?’ diye, kaldı ki Bayrampaşa’da binbir rezaletle becerdiler. Gaziosmanpaşa’da hiç utanmadan sıkılmadan kazanamadıkları belediyeyi ali cengiz oyunuyla alıp bir de dönüp Gaziosmanpaşa’ya teşekkür ettiler. Büyükçekmece’nin, Gaziosmanpaşa‘nın, Şile’nin, Beyoğlu’nun ve Bayrampaşa’nın değerli belediye başkanları, yardımcıları, yöneticileri, belediye meclis üyeleri, bürokratları aylardır iddianame bekliyor, aylardır. Hepimiz biliyoruz ki arkadaşlarımız masum, yapılan işler siyasi. Ama burada, İstanbul’da ‘Dört günde 200 kişiye iddianame yazdık biz’ diye övünenler, dokuz aydır bir iddianameyi yazmıyorlar. Kiminin dosyasında tek başına bir kişi var, bir tek iddianame yazmıyorlar. Sebep? Çünkü Bayrampaşa‘yı AKP’ye, kura hileleriyle bilmemneleriyle kazandırmaya çalıştılar. Gaziosmanpaşa’da iftiranın en büyüğünü attılar. Nasılsa çoğunluk kendilerinde diye. Boş kasadan mühür çıktı. Yalancı dolar görüntüleriyle milleti kandırdılar. Şimdi iddianameye yazacak bir şey yok. Arkadaşları bıraksalar bu sefer Tayyip Bey’in havası, cakası yere düşecek. Boşu boşuna aylardır içeride tutuluyor. Diyoruz ki ‘Ne biliyorsanız, ne bulduysanız yazın. Hakim karşısına arkadaşlarımızı çıkarın. Yargılama başlasın, bu zulüm bitsin.’ Buradan iddianame bekleyen tüm yoldaşlarımıza bir kez daha hem dayanışmamızı hem de sonuna kadar desteklerimizi iletiyoruz.”

“AK PARTİ’NİN PAÇASINDAN YOLSUZLUĞUN AKTIĞI DÖNEM”

“Dün Meclis’te grup toplantısı vardı. Grup toplantısını izlediniz mi? Grup toplantısında ilk önemli şey söyledik. İki önemli şey. Bunlardan bir tanesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili. Bir daha tekrar edelim duymayan kalmasın. Ekrem Başkan’ın döneminde didik didik, yüzlerce ve binlerce denetçiyle, Sayıştay, MASAK, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı müfettişleri tek tek incelemişler ve bir kuruş kamu zararı bulunamamış. Bakın en son İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin denetim komisyonu raporlarından bir tane bile ‘Kamu zararı vardır’ deyip suç duyurusunda bulunulmamış. Bunu duyunca sanki şöyle düşünebilir insan. ‘E İBB CHP’de. Ondan dolayı tabii ki kusur bulmamıştır.’ 2019-23 arasını konuşuyoruz. O iki tarih arasında, 2019-2024 arasında her sene ocak ayında kurulan didik her belgeye erişen ve bu denetimi yapan İBB Denetim Komisyonu’nun çoğunluğu AK Parti’deydi, başkanı da AK Partiliydi. Yani AK Parti grubunun didik didik yapıp hiçbir şey bulamadığı, Sayıştay‘ından İçişleri Bakanlığı’na MASAK’tan Maliye’ye kimsenin kusur bulmadığı yerde şimdi yazılar ortaya çıktı ‘Tüm İBB ve iştiraklerinde bir kuruş kamu zararı yoktur.’ Ancak AK Parti’nin dönemine ilişkin tam 56 farklı dosyada kamu zararı olduğu, ihaleye fesatlar karıştırıldığı, hatalı satın almalar yapıldığı, kayırmacılıklar yapıldığı ortaya çıkmış, bu 56 dosyanın tamamı o dönemin İçişleri Bakanı tarafından İBB’nin elinden alınmış, o günden bugüne tek işlem yapılmamıştır. İstanbullular şunu bilsinler ki, AK Parti dönemi İBB’nin 56 büyük yolsuzluk dosyasıyla AK Parti’nin paçasından yolsuzluğun aktığı bir dönemdir. AK Partili eliyle üstü örtülmüştür.”

“YÖK BAŞKANI, ‘ERDOĞAN’IN DİPLOMASINI BULAMADIK’ DİYOR”

“Cumhuriyet Halk Partisi dönemi onlarca, yüzlerce ve binlerce denetçinin bir şey bulamadığı, tertemiz bir dönemin ancak savcılar eliyle, masum insanlara tehditle, şantajla, zorla, baskıyla, malına çöküp, ‘At imzayı, kurtar babandan kalan şirketi. At imzayı, kavuş evladına. At imzayı yoksa yatarsın içeride 60 yıl’ diye tehdit edilip iftiraya zorlananların iftiralarının gereğince söylediklerinde bir kuruş ispat, bir kuruş kanıt, bir tane kör delikli kuruş paranın bulunmadığı… Aylardır savcıların ‘Kasa nerede? Kasa nerede?’ diye sordukları, deli çıkmış gibi Edremit’ten Karadeniz’in yaylalarına bütün evlerin bahçelerini kazdıkları, kuyularına baktıkları tek bir kanıt bulamadıkları bir süreci hep beraber yaşıyoruz. Bir tarafta evlerinden ayakkabı kutularından paraların çıktığı bakanlar, önce ‘FETÖ koymuş’ diye atılan yalanlar, sonra faiziyle o parayı geri alan yüzsüzler ve ‘Hırsız bendense üstünü örterim kedi gibi, ama senin namuslu adamına da sürerim elimdeki lekeyi’ diyen bir anlayışa asla inanmadık teslim olmadık ve bundan sonra da olmayacağız. Şimdi dünkü grup toplantısında anlattım. Bugün bir kez daha da burada sizlere aktarayım. Geçtiğimiz hafta muhteşem bir şey oldu. Futbolda çok izleniyor ya kendi kalesine gol atanlar, bir daha, bir daha. Biz Beyazıt‘taki mitingde İstanbul Üniversiteli gençler Erdoğan’ın diplomasını sorguluyorlar. Ne diyorlar? Ben de bunu söylerken şöyle olmuş. Burası böyle demiş, arkası yetişememiş falan. Yapıyorum ya ‘Durun durun’ demişim, ‘Bir dakika durun, hepimiz hep beraber söyleyelim’ demişim. Sonra ne olmuş? Diplomasız beni mahkemeye vermiş. Benim canım ciğerim 25-26 yaşında bir avukatım var. O mahkemeye gitmiş, yerini almış. Karşısına da Cumhurbaşkanı avukatları oturmuş. Aha buraya da kürsüye de hakim çıkmış. ‘Buyrun’ demişler Erdoğan’ın avukatı diyor ki ‘Efendim Özgür Özel müvekkilimin diploması olmadığını iddia ederek, kendisine iftira ve hakarette bulunmuştur. Kendisinden şikayetçiyiz.’ Benim avukat şöyle diyor, ‘Peki diplomanız var mı?’ Diyorlar ki, ‘Var tabii.’ Benim avukat diyor ki, ‘O zaman dosyaya sunun.’ Buradaki avukat diyor ki ‘Sunmaya gerek yok.’ Hakim diyor ki ‘Nasıl yok?’ Sen diplomasız dedi diye dava açıyorsun.’ Hakim diyor ki ‘Diplomasız Erdoğan demiş, diyemez diye dava açıyorsun. O yok diyor, sen var diyorsun. Varsa diplomayı niye dosyaya sunmuyorsun?’ Sonra hakim bunu deyince Erdoğan’ın avukatı bir şey yapmış. Ne yapmış? Reddi hakim dilekçesi yazmış. Dilekçede diyor ki, ‘Bu hakim müvekkilimin diploması ile özel olarak ilgilendiğinden, bize diplomayı sorduğundan ve diplomanın yok olduğu şüphesi onda bulunduğundan dolayı tarafsızlığını yitirmiştir. Bunu değil başka hakim istiyoruz.’ Şimdi buradan Sayın Erdoğan’a söylüyorum. Ekrem İmamoğlu‘nun anasının ak sütü gibi helal diplomasını, bir savcının yazdığı talimatla geçmişte tamamı diplomayı veren işletme fakültesinin yönetimi ‘İptal edemeyiz’ dediği, dekanın direndiği, dekanını istifa ettirdiğiniz, sonra da İstanbul Üniversitesi’nin kendi yani fakültenin değil üniversitenin yönetim kurulundan, yani yemekhaneleri ayarlanacak, otobüs ring seferlerini yapacak, o yönetim kurulundan diplomayı iptal ettiniz. Ekrem Başkan mahkemelere çıkıyor. 2 metreye 3,5 metre diploma. Altında imzalar, mühürler, kendi dilekçesi, gelen cevap dilekçesi. Aslanlar gibi diplomasının arkasında duruyor. Şimdi senin avukatların ‘Var ama gösteremem’ diyor. Sayın Erdoğan, eğer o dosyaya o diplomayı sunmazsan, o diplomayı ortaya çıkartmazsan, zaten dönemin YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın da sorulan soruya videosu var. ‘Biz de aradık bulamadık. 1954 doğumlu kendisi. 1936’lıların arasına konmuş bir şey girmiş, çıkmış. Biz de aradık bulamadık’ diyor. Eğer o diplomayı ortaya çıkarmazsan bundan sonra gece uykunda bile duyacaksın ki ‘Diplomasız Erdoğan.’ Buradan Tayyip Bey’e; bir, diploma konusunu açıklığa kavuştur.”

“BABANDAN KALSA SATMAYACAĞIN PARAYA SANA SATTIRMAYIZ”

“İki, sorduğum bir soruyu devamlı savuşturuyorsun. Buna cevap ver. Bu İstanbul dünyanın en güzel şehri. İçinden nehir geçen şehirler dünyada prestijli şehirlerdir. Vallahi bunun içinden deniz geçiyor, deniz. Allah nazardan esirgesin. Üzerinde hepimizin vergileri ile yapılmış köprüler var. Şimdi bu köprülerden ikisini ve devletin yaptırdığı ucuz otoyolların yedisini satmaya niyetlendiğine ilişkin belgeler var. ‘Efendim yabancı denetim şirketi gelecek. Yol gösterin, zorluk çıkartmayın’ diye. ‘Küçük ihaleler yaparsanız not düşün. Özelleştirilirse hükmü yoktur’ diye. O sırada bununla ilgili büyük bir endişe var. Buradan soruyorum. Bu köprülerden, otoyollardan… 59 liraya geçilen köprü 350 lira olacak. Bugünkü fiyatıyla bile yılda 600 milyon dolar gelir getiriyor. Sen bunu 3 milyar dolara satmaya kalkıyorsun. Yani beş yıllık kirasına 25 yıllığına köprüyü veriyorsun. Bir kere altın yumurtlayan tavuk satılmaz. Babandan kalmış köprü olsa… Bugün anket gördüm, sormuşlar. Bu köprülerin satılacağını bilenler 15 gün önce yüzde 35’ti, şimdi yüzde 55’e çıkmış. Bu iyi. Satılacağından haberdar olanlara soruyorlar; ‘Beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini vermek doğru mu?’ Yüzde 92’si toplumun ‘Yanlış’ diyor. Yani babandan kalsa satmayacağın paraya milletin köprüsünü sattırmayız sana. Şimdi soruyorum. Buna cevap ver. Sen bu köprüleri satmaya niyetli misin, değil misin? Bugüne kadar her şeye cevap veriyor ama işine gelmedi mi ölüm sessizliğine bürünüyor. Bundan 10 yıl önce köprülere 7 milyar dolar istiyordu, 5,5 milyar dolar verdiler. ‘7 milyar dolardan aşağıya satmak vatan hainliğidir’ dedi. Şimdi 3,5 milyar dolara satmaya niyetleniyor, vatan hainliğine tur bindiriyor. Bak karşıda ne diyor? ‘Köprüden son çıkış; Cumhuriyet Halk Partisi.’ Bir dakika bir şey gördüm; ‘Pijamayla geldim’ diyor. ‘Pijamayı çıkart, gel’ dedim, bu pijamayla gelmiş. Böyle pijamalı sokağa çıkmaya müsait olanları pijamayla da bekliyoruz. Ne yazıyor? ‘Ekrem Amca 11 yaşındayım. Geleceğim için buradayım. Seni çok özledim.’”

“DARBECİYE, EZBERCİYE GEÇİT YOK; MİLLETE GÜVENECEĞİZ”

“Manisa’dan, nereden Manisa’dan? Kırkağaç. Nasıl kazandık Kırkağaç Belediyesi’ni. Kırkağaç’ta yüzde 11 oyumuz vardı vaktiyle, şimdi Kırkağaç‘ta bir Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanı var. Bir Kırkağaç’a, bir de bizim aramızda yoktur da böyle seçim akşamları Soma’nın sonucuna bakıyorlardı. ‘Efendim Soma’yı AK Parti kazanmış.’ Somalılar hakkında olmadık tweet atıyorlardı. Ben de kavga yapıyordum onlarla, ‘Soma’ya bunu dedirtmem’ diye. Laf söyledikleri Soma’da, o Soma’nın cesur, çalışkan Avukatı Sercan Okur Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı şu anda. 39 ilçe, bir de bu; 40. Yedi tane Saraçhane; 47. Bir de Maltepe; 48. 48 mitingdir İstanbul’da ben size çalışıyorum, bir sefer de siz bu Manisa’ya kocaman bir alkış yapın. Allah gani gani rahmet eylesin Ferdi Başkanıma, Gülşah Başkanıma. Hepinize çok teşekkür ediyoruz. Hiç yalnız bırakmadınız. Ferdi Başkan’ın anısını anlatayım. Grup toplantısındayız. Bizim Manisalılar da gelmiş. 18 belediyenin de 15’ini almışız. Birine listeyi yetiştiremedik, 16’ydı. Elimizdeki belediye gitti bir tane. Yüzde 94’ünü almışız. Bizimkiler orada oturuyor. Ben bunu anlatmaya başlayınca Ferdi Başkan ayağa kalkıp alkışlamaya başlıyor. Her fırsatta diyordu ki ‘Genel Başkanım çok güzel anlatıyorsun, bir de anlatsana.’ Anlatayım ruhuna değsin. 2009 yılında Manisa’da adayımız kalp krizi geçirdi. Rahmetli Deniz Bey aradı, dedi ki ‘Böyle, böyle bir görev var.’ Ben de Türk Eczacıları Birliği’nde görevdeyim. ‘Sayın Genel Başkanım olmaz. Geç kaldık, vaktiyle yapacaktık, olmaz. Bu seçim gitti, olmaz.’ O diyor ki ‘Sen bu seçimi gidip alacaksın.’ ‘Efendim 2004 yılında adayımızın aldığı oy yüzde 6. Biz yüzde 6 aldık. Olmaz.’ Dedi ki ‘Olacak, Manisa‘yı alacaksın. Bugün değilse de bir gün o Manisa’yı alacaksın.’ Partinin bayrağı yerde bırakılmaz. Aldık bayrağı, gittik. Yüzde 14 aldık. Sonra 2014’te büyükşehir oldu. Yüzde 19 aldık.18’de sıfır yaptık. Beldeler gidip köyler oy kullanınca 18’de sıfır. Yüzde 6, yüzde 13, yüzde 19, yüzde 23, yüzde 26, yüzde 29 derken… Diyorum ki ‘Genel Başkan olduk. Doğru adayı bulduk….’ Ferdi kalkıyor ayağa. ‘Aha bu arkadaşlarla 20 yıl çalıştık. Yüzde 6 aldığımız yerde yüzde 60 aldık.’ O yüzden hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmasına gerek yok. ‘Şu anda gücümüz yok. Veya onlar güçlü, çok güçlü.’ Halktan daha güçlü kimse yok. Hakikaten daha güçlü hiçbir şey yok. Millete güvenmekten başka çare yok. Darbeciye, ezberciye geçit yok. Millete güveneceğiz. Milletle birlikte biz kazanacağız.”

“İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMİNATI CHP’DİR, BU MEYDANDIR”

“Ali Rıza Akyüz yazıyor bak Başkanım. Bakırköy’ün Belediye Başkan Yardımcımız, belediye meclis üyemiz Ali Rıza Akyüz büyük bir haksızlıkla içeride tutuluyor. Sevenlerini öpüyoruz, Ali Rıza Abiye selam söylüyoruz. İnşallah en kısa zamanda bekliyoruz. Erdoğan siyaseten tükenmiştir diye söylüyorum. Neden? Dediğim gibi sokağa çıkamayacak, esnaf gezemeyecek, pazara gidemeyecek bir hale gelmiş. Yıllarca bu milleti bölerek, kutuplaştırarak siyaseti öğrenmiş. ‘Açsın, yoksulsun, işsizsin. Ama oyunu bana vermelisin. Yoksa vatanı böldürecekler, yoksa ezanı dindirecekler, yoksa bayrağı indirecekler.’ Ya bu memleketin kurucu partisine atmadığı iftira kalmamış. Şimdi tabi bu istediği kadar bunları kullanmaya kalksın. Biz ona o konforlu siyaset alanını bırakmadık, bırakmayacağız. Bu dönemde fırsat kolluyor, bölücülükten sorumlu bir Milli Eğitim Bakanı atanmış. Kutuplaşma çıkarıyor. Elhamdülillah Müslümanız, camiye de gidiyoruz, orucumuzu da tutuyoruz, kimse kimseye karışmıyor. Bu memlekette en çok oruç tutmayan, tutana saygı duyuyor. Namaza gitmese, gidene saygı duyuyor. Geçmişte başörtüsü meseleleri olmuş, 30 senelik videoları bugün koymuş, oradan kutuplaşma çıkarıyor, ‘Bunlar şunlar budur’ diyor. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Bakırköy’den, oyun yüzde 80 olduğu yerden. Memleketin, Cumhuriyet’in değerlerine hassasiyetin en yüksek olduğu yerden. Bu ülkede kimsenin dinine, inancına, giyimine, kuşamına karışmaya kimsenin niyeti yok. Biz bu ülkede inanç özgürlüğünün,, isteyenin örtünmesinin isteyenin başından açık olmasının, herkesin ibadetini en iyi yapmasının, kimsenin kimseye karışmamasının, Türkiye’nin kardeşliğinin, beraberliğinin teminatıyız. Bana oralardan sormayacaksın. Onu gidip şu anda da grup başkanvekili olan, kendisinin de başörtüsü mağduriyeti bildiğim arkadaşa soracaksın, Özlem Hanım’a. Bu kardeşiniz Ege Üniversitesi eczacılıkta başörtülü arkadaşı laboratuara sokulmamaya kalktığında, okulda boykot yaptırmıştır, boykot yaptırmıştır. Şimdi çıkmış bize 30 yıl önceden ikna odası gösteriyor, bilmem ne. O dönemde kim kimin giyimine, kuşamına, başörtüsüne karışmışsa yanlış yapmış. Bu memleketin birliğinin, bütünlüğünün ve inanç özgürlüğünün teminatı bu meydandır, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Sabiciklere, dört yaşında, beş yaşında çocuklara ailesi karışır, ailesi. Sen ne orucuna karışırsın, ne namazına. Ailesi karışır. Çocuklar arasında ayrım çıkarmaya, çocukları birbirinden ayrıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu ülke birdir, beraberdir. Bu kutuplaştırıcı, bile bile kriz çıkarmaya çalışan Milli Eğitim Bakanı’na da onu atayan patronuna da geçit vermeyecektir.”

“KONFORLU SİYASET BİTTİ”

“Artık öyle konforlu siyaset yok. Ha şunu söyleyeyim. Bugün çıkmış grup toplantısında ilahi okuyor. Şunu söyleyeyim. O ilahi okuyanların ağzına yakışır, hocalar okur, hafızlar okur, dinlenir. Ayrı konu. Ama siyasetin konusu değildir. Siyasetin konusu nedir biliyor musun? İlahiyi orada uygun mekanda, uygun yerde, uygun şekilde hem okuyana hem dinleyene sonuna kadar saygılıyız. Ama sen çıkınca oraya Erdoğan ilahi okumayacaksın, ilahi Erdoğan. Oraya çıkıp yoksulluğu bitirmeyi konuşacaksın. İşsizliği konuşacaksın. Kuru ekmekle sahurları, sosyal yardımla iftar yapanları konuşacaksın. Oraya çıkınca işsizliği bitiriyor musun, onu konuşacaksın. Onun dışında ilahi ile, onun dışında dini değerlerle sanki bu ülkede insanların inancına saldırı varmış gibi tutup da konuşmayacaksın. Bu ülke Diyanet İşleri’ni kurdurmuş ve kendisine Milli Mücadele’de sahip çıkan Ankara Müftüsü Börekçi’yi Diyanet İşleri Başkanı yapmış Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iyi tanır, onun partisini iyi tanır. Bu ülke işgal kuvvetlerine halı serenleri de onları gönderip tekrar ezanı okutanları iyi tanır. Bayrağı göndere çekenleri iyi tanır. Bu ülke dini istismar edenleri de dinin en iyi şekilde yaşanması için ülkeyi işgalden kurtaranları da iyi tanır. Onun için hiç öyle yalan yanlış yerlerden olmadık sorularla gelmeyeceksin. Bu kadarını bileceksin ki Özgür Özel, partisi ve bu ülkedeki büyük çoğunluk, öyle yüzde 38, 50 + 1 değil. Bu ülkede yüzde 90-95 birbirine sarılacak dostça, kardeşçe yaşayacak. Dünyalar güzeli bir ülke, aslanlar gibi de milleti var.”

“BEN SİZE ŞANTAJIN BÜYÜĞÜNÜ SÖYLEYEYİM”

“Bir de bugün biz bu mücadeleyi verirken çok değer verdiğim bir Genel Başkanımız bugün grup konuşmasında çıkmış Cumhuriyet Halk Partisi’ne ‘Partinize şantaj mı yapılıyor? Efendim parti içi meseleler, yok butlan. Bunların üzerinden CHP’ye şantaj mı var?’ falan. Kendisini çok severim, sayarım. Her türlü zaten muhalefete muhalefeti lüzumsuzluk görürüm. Her zaman dediğim gibi canı sağ olsun. Ama şunu da herkes bilsin. Cumhuriyet Halk Partisi’ne şantaj yapılıyormuş da aslında onlar mücadele edecek bir CHP görmek istiyormuş da. Kardeşim mücadele edecek değil, eden bir CHP arıyorsan; açacaksın televizyonu her çarşamba akşamı göreceksin mücadeleyi. Ben size şantajın büyüğünü söyleyeyim. Evet şantaj yaptılar bize. Şantaj, tehdit. Hepiniz duydunuz. Ne dedi? ‘Ey Özgür Ankara’ya dön, partinin başında otur. Ankara merkezli siyaset yap, partinin başında otur.’ O gün 23’ncü, 24’ncü eylemdi daha. Arkadaşlar çıkarsın. Yarın paylaşırız. Çıktım otobüsün üstüne. Vallahi Bayrampaşa gibi gözümün önüne geliyor ama. Otobüsün üstüne çıktım. Önce Devlet Bey, Devlet Bahçeli, ‘Ankara’ya dön, yargıya saygı duy, partinin başında otur.’ Sonra Erdoğan, ‘Ey Özgür Özel Ankara’ya dön. Ankara merkezli siyaset yap.’ Ne diyorlar biliyor musunuz? Mücadeleyi sürdürürsen, çarşamba mitinglerini yaparsan, her hafta sonu bir yere gidersen, bu milleti ayağa kaldırırsan o zaman biz senin partinin başında oturtmayız. Bunu dediler, çıktı otobüsün üzerine İstanbul’da bir çarşamba akşamı bu vakitlerde dedim ki, ‘Mektubunuzu aldım. Mektubunuzu okudum. Mesajın farkındayım. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Elinizden geleni ardınıza koymayın.’ Bundan büyük şantaj mı var? Bundan büyük tehdit mi var? Ama onlardan korkan onlardan beter olsun. O yüzden sevgili abime ve Genel Başkanıma, canım abime sesleniyorum. Öyle ‘Cumhuriyet Halk Partisi’ne şantaj mı var o mu var bu mu var?’ Buradan ne dosta ekmek çıkarmak yakışır, ne dost olmayana ekmek çıkar. Cumhuriyet Halk Partisi ile dayanışacak olan, meydanlarda buluşur. Mücadelede buluşur. Erken seçim talebinde buluşur. Gelin buraya omuz omuza yürüyelim iktidara. Salon siyasetiyle iktidar olunmaz. Biz meydan meydan, sokak sokak büyüyerek, kol kola girerek, korkmayarak, ürkmeyerek, teslim olmayarak hep beraber iktidara yürüyoruz, iktidara yürüyoruz.”

“BÜYÜK BİR HAZIRLIĞIN İÇİNDEYİZ”

“Bir tarafta emekliyi 20 bin liraya, geldiklerinde 8 çeyrek altın alan emekli maaşını 1,5 çeyreğe düşüren, asgari ücret ücreti 7 altından 2,5 çeyreğe düşüren, emekliye verilen ilk bayram ikramiyesi ile 24 kilo et alınırken, 4 kiloya düşüren, ilk bayram ikramiyesi ile bir kurbanlık koç alınırken bugün bir but alınamaz hale getiren, çiftçiyi hak ettiği desteklemenin beşte birini veren bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iktidarın sokağa çıkacak, yürüyecek mecali yoktur. Bu iktidar bizimle siyasette mücadele edemez hale gelmiştir. Bu iktidarın getirdiği bu duruma karşı Cumhuriyet Halk Partisi tüm kadrolarıyla birlikte büyük bir hazırlığın, büyük bir mücadelenin ve büyük iktidar yürüyüşünün içindedir. Ve buradan büyük bir samimiyetle söylüyorum. Söylüyorum ki, emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. İşçi kurtulmadan memur kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Gençler kurtulmadan bu memleket kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. 92’nci eylemde yüzde 92’lik bir ritmi tutturmamız var. Nuri Aslan’a emekleri ve gayretleri için alkış. Yüzde 4’le başladı.”

“MEYDANA BAK BAKALIM BEYİM, SEN Mİ GÜÇLÜSÜN, BİZ Mİ?”

“Kolay bir işin içinde değiliz. En güçlü bağlardan biri, suç ortaklığı bağıdır. Karşımızda birbirine suçlarıyla bağlanmış, göbekten bağlanmış birileri var. Ama bilmedikleri bir şey var ki bunun karşısında daha büyük bir güç; haklı olanların, iyi olanların, dürüstlerin, temizlerin gücüdür. Biz gücümüzü ahlakı üstünlüğün bizde olmasından, bunun yarattığı psikolojik üstünlükten, bu psikolojik üstünlüğün yarattığı çoğunluk enerjisinden alıyoruz. Onun için ahlaki üstünlüğü elinde tutanlara, psikolojik üstünlüğü elinde tutanlara, bu meydanı çoğunluk enerjisiyle dolduranlara yürekten teşekkür ediyoruz. Bakırköy’e yakışır bir veda yapmadan önce Bakırköy’den bir söz almak lazım. Bundan sonra nerede lazımsa kalabalık, nerede lazımsa katılmak, mücadele etmek, çalışmak… Hep birlikte miyiz? İnanıyor musunuz başaracağımıza, kazanacak mıyız? Bakın, Bakırköylü rahmetli Münir Özkul, hemşehriniz. Allah gani gani rahmet eylesin. Bir yürekten alkış, ruhuna değsin. Yaşar Usta. Hep haklı, hep doğru, hep mazlum ve eninde sonunda hep kazanan Yaşar Usta. Bugünlerde bizim yerimize, mesela Dilek Hanımın yerine, mesela içeride sevdikleri olan ne bileyim işte sekiz ay evli kalıp, dokuz aydır ayrı olan Çaykara ailesinin yerine Bakırköy meydanından Tayyip Bey’e Münir Özkul sesleniyor. ‘Bak beyim, yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın. Mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla, pulla değil; sevgiyle bağlıyız. Bak beyim bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel, kocaman bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin ne paran yeter, ne gücün beyim.’ Ve diyor ki o para babası patrona gözünün içine baka baka; ‘Bak bakalım beyim sen mi güçlüsün, ben mi?’ Bak bakalım Tayyip Bey bu meydana, sen mi güçlüsün, biz mi? İftiracılar, yalanlar dolanlarla iktidara tutunmaya çalışan Tayyip Bey bak bakalım bu meydana. Bak bakalım beyim sen mi güçlüsün, biz mi? Seçtiğiniz Cumhurbaşkanı adayınız Silivri’de 12 metrekarede, Türkiye’nin yarınları için çalışıyor. Hazırlanıyor, gayret ediyor ve dimdik ayakta duruyor. Onun yerine soruyorlar ya ‘Kim Cumhurbaşkanı adayı olacak?’ Onun yerine bana Cumhurbaşkanı adayı lazım değil, cumhurbaşkanı adayları lazım. Göreve hazır mısınız? Ekrem Başkan yerine sokak sokak gezmeye hazır mısınız? Bu partinin, Atatürk’ün partisinin bu ülkeyi bir kez daha kuşatmadan çıkarmasına, kurtarmasına, bir kez daha demokrasiyi kurmasına hazır mısınız? Bunun için çalışacak mıyız? Hep birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL İSTANBUL’DA - 3