03.11.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “Temiz siyasetin öncülüğünü kadınlar yapacak; otoriter yönetimlerle değil, Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağız.”
- “Amasya Suluova Şeker Fabrikası'nın 70 bin ortağı var, bacası tüten bu fabrikayı iktidarın yanlış ekonomi politikaları yüzünden kapanma noktasına getirdiler; kapatırsanız iki elimiz yakanızda olur!”
- “Gaziantep’te son bir yılda 100 binden fazla işçi çıkarıldı, 19 dev şirket konkordato ilan etti; bölgenin yüzük taşı olan sanayi kentinde 500 bini aşkın vatandaş sosyal yardıma muhtaç hale getirildi.”
- “Fındık Karadenizli üretici için stratejik üründür; İtalyan firmasına piyasayı ve fiyatları teslim eden iktidar, 2026 yılında halkın vergilerinden 3 trilyon lira faiz ödeyerek tefecilere çalışmıştır.”
- “Asrın fon vurgununda tutar 187 milyar 653 milyon liraya ulaştı; 214 kişilik hırsızlık listesini açıklamayan saray iktidarı ve yolsuzluğa bulaşanlar karşısında Siyasi Ahlak Kanunu derhal çıkarılmalıdır!”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısında gündeme ilişkin son derece kritik ve kapsamlı açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Cumhuriyetin 103. yılı kutlamalarından temiz siyaset vurgusuna, Amasya Suluova Şeker Fabrikası'nın yaşadığı üretim krizinden Gaziantep ve Karadeniz esnaf ile sanayicisinin sorunlarına, Türkiye'nin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'deki bölgesel güç stratejisinden tarihin en büyük borsa ve fon vurgunlarına kadar pek çok konuyu ele alan Kılıçdaroğlu; TBMM çatısı altında Siyasi Ahlak Kanunu'nun derhal çıkarılması gerektiğini yineledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Hiç endişe etmeyin değerli kardeşlerim, genç arkadaşlarım; Türkiye'yi arındıracağız, Türkiye'yi. Türkiye'yi güçlendireceğiz, Türkiye'yi. Yeni bir siyaset anlayışını bu topraklara getireceğiz. Yeni bir siyaset anlayışını, ahlaklı bir siyaset anlayışını buraya getireceğiz. Hiç endişe etmeyin. Ama bunu sadece ben değil, beraber yapacağız. Yaşı ne olursa olsun kadın, erkek hep birlikte yapacağız. Hep birlikte mücadele edeceğiz. "Yeter artık" diyeceğiz. Yeter! Türkiye'yi güzel günler bekliyor diyeceğiz. Halledeceğiz.
Az önce oturumu yöneten arkadaşımızın da ifade ettiği gibi Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladık. Ne diyorduk? "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" diyorduk. “Cumhuriyet aydınlanmadır” diyorduk. Cumhuriyet padişahların kulu kölesi olmak değil; Cumhuriyet özgür vatandaş, özgür birey olmak demektir. Cumhuriyet fazilettir. O nedenle Cumhuriyetin 103. yılını kutladık. Hepimiz Cumhuriyetimize sahip çıkacağız. Ama unutmamamız gereken temel bir nokta var: Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız! Otoriter yönetimlerle değil, demokrasiyle taçlandıracağız. Halkın iradesine saygı göstereceğiz. Temiz siyasette yeni bir Cumhuriyet anlayışını ortaya koyacağız.
Temiz siyaseti hayata geçireceğiz. Temiz siyasete öncülük yapacak olanların da kadınlar olduğunu hiç kimse unutmasın. Temiz siyasetin öncülüğünü kadınlar yapacak, güzel siyasetin öncülüğünü kadınlar yapacak. Çünkü kadınlar asla ve asla kirliliği kabul etmezler. Mutlaka temizlenmesi lazım bir yerin, mutlaka! O nedenle temiz siyaset sizin öncülüğünüzle gerçekleşecek.
Cumhuriyeti kurunca tabii bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi inşa ettik. Bağımsızlığımızı koruduk. Ama bakın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhuriyeti ilan ettikten sonra bütün mazlum milletler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin öncülük yaptığını bildiler ve önder kabul ettiler. Ve bütün bu ülkelerin tamamı Cumhuriyeti kabul etti. O nedenle bizim Cumhuriyet anlayışımız sadece bize özgü değil, bütün mazlum milletlere özgü bir Cumhuriyet anlayışıdır. Herkesin bağımsızlığına saygı duyduk, herkesin kalkınması gerektiğini düşündük ve herkesin Cumhuriyeti içselleştirerek yeni bir kültürü kendi topraklarında inşa etmesini sağladık.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi demek sorunlara kilitlenmek ve çözüm üretmek demektir. Bir ülkede sorun varsa emin olun şundan emin olun: O sorunu acaba kim dillendirecek diye beklerler. Ama hepsinin beklentisi şu: "Bakalım Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda ne söyleyecek?" Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir çıkar partisi değildir, bir menfaat partisi değildir. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkede yaşayan insanların huzur içinde yaşamasını, herkesin evinde huzur olmasını isteyen bir partidir. Türkiye'nin kalkınmasını isteyen bir partidir ve bu nedenle yol ve yöntem arar ve çözümler üretir. CHP'nin, Cumhuriyet Halk Partisi'nin temel felsefesi budur.
“AMASYA SULUOVA ŞEKER FABRİKASI’NI KAPATIRSANIZ İKİ ELİMİZ YAKANIZDA OLUR!”
Amasya'dan geldiler, şeker fabrikasından geldiler, dertlerini anlattılar. Bir grup toplantısında o dertleri ifade ettim ve Grup Başkanımıza dedim ki: "Oraya bir heyet gönderin, olayı yerinde incelesinler ve Genel Başkanlığa bir rapor sunsunlar." Milletvekili arkadaşlarımız gittiler, MYK üyesi arkadaşlarımız gittiler. Amasya Suluova Şeker Fabrikasını gezdiler. Fabrikanın ne olduğunu gördüler, sorunlarını gördüler. 1955 yılında rahmetli Menderes'in kurdelesini kestiği ve hizmete açtığı bir fabrika şeker fabrikası. Yani bizim ilk şeker fabrikalarımızdan birisi. Ve bu fabrikanın yaklaşık 70 bin ortağı var.
Bakınız, 1955'ten bu yana 70 bin ortağı bünyesinde taşıyan, bünyesinde barındıran, onlara iş ve ekmek vermesi için görev üstlenen bir fabrika. 70 bin kişi ve 70 bin kişi bunun ortağı. Sorunları var. Arkadaşlarımızı görevlendirdik, gittiler. Pancar Ekicileri Kooperatifini ziyaret ettiler, Suluova Ziraat Odasını ziyaret ettiler, Kırmızı Et Üreticileri Birliğini ziyaret ettiler, Suluova Ticaret ve Sanayi Odasını ziyaret ettiler. Demek ki olaya sadece bir mercekten değil, pek çok mercekten bakarak sağlıklı bir çözümü nasıl üretebiliriz, güzel bir çözümü nasıl üretebiliriz… 70 bin kişinin bir araya gelip de bir fabrikayı kurması ve bu fabrikayı aradan uzun yıllar geçmesine karşın sürekli çalıştırması, istihdam yaratması büyük bir olaydır.
Fabrikada 890 kişi çalışıyor değerli arkadaşlarım. 35 bin ton melas üretiyor bu fabrika bir yılda. 80 bin ton şeker üretiyor, 18 milyon litre etanol üretiyor, 180 bin ton yaş küspe üretiyor. Çorum, Amasya, Samsun ve Tokat illerini ekonomik olarak etkileyen bir fabrikamız. 70 yılı aşkın faaliyette bulunan bu fabrika bugün kapanma noktasıyla karşı karşıya gelmiş. Bir devlet, bir iktidar var olan fabrikasını kapatmaz! Bacası tüten bir fabrika kapatılmaz! 70 bin kişinin ortak olduğu bir fabrika kapatılamaz! El atılması lazım, düzeltilmesi lazım.
Arkadaşlarıma şunu da söyledim: Bu fabrika neden zarar ediyor? Neden kapanma noktasına geldi? Sorumlusu kim? Acaba çalışanlar mı, 70 bin ortak mı, neden? Ben size söyleyeyim. Fabrika evet bir çıkmazla, ekonomik çıkmazla karşı karşıya. Bakın 2023, fazla uzağa da gitmiyorum. 2023'te 1 kilo şekerin maliyeti 17 lira 77 kuruştu. Şekerin satış fiyatı ise 1 kilo şekerin fiyatı ise 18 lira 4 kuruştu. Yani 17 lira maliyet, 18 liraya da fabrika bunu satıyor; kilo başına 1 lira kâr elde ediyor. Geçtik... Saray hükümetinin yaptığı marifetleri hep beraber gördük. AK Parti iktidarlarının fabrikaları nasıl kapattığını da gördük ama size rakam vereceğim. Geldik 2026 yılına... 1 kilogram şekerin maliyeti 56 lira 74 kuruş. 56 lira 74 kuruş! Ama satış fiyatı 56 lira değil, 57 lira değil; 31 lira 51 kuruş! 56 liraya mal ediyorsun, "31 liraya bunu satacaksın" diyorsun. Ya kim, hangi fabrika dayanır buna? Buradan devleti yöneten bütün yetkililere sesleniyorum: 70 bin kişinin ortak olduğu, binlerce kişinin geçim kaynağı olan bu fabrikayı kapatırsanız iki elimiz yakanızda olur, bu fabrikayı kapatırsanız! Bu fabrikayı kapanma noktasına getiren çalışanlar değil, 70 bin ortak da değil, pancar üreticileri de değil; iktidarın izlediği ekonomik politikalar! Şekerin fiyatıyla maliyet ters olursa, maliyet şeker fiyatından daha yüksek olursa ne olacak? Bu fabrika kapanacak. Kimler kazanacak? Dışarıdan yine şeker ithal edecekler, yabancılar kazanacak.
Bizim milli olmamızın temelinde de kendi ülkemizde üretelim, kendi ülkemizde büyüyelim, kendi ülkemizde istihdam yaratalım ve dünyaya üretimimizle meydan okuyalım; Cumhuriyet Halk Partisi'nin felsefesi budur. Kendimiz yapacağız, kendimiz üreteceğiz, kendimiz alın teri dökeceğiz ve kendimiz istihdam yaratacağız. O zaman Türkiye güçlü Türkiye olur. Şeker fabrikasını, düşünün 1950'lerde kurulan bir fabrikayı hangi gerekçeyle kapatıyorsunuz? 70 bin ortağı nereye atacaksınız? Üreticileri nasıl bir açlığa mahkûm edeceksiniz? Bunların üzerinde hep beraber duracağız değerli arkadaşlarım.
Sayın Grup Başkanvekili, Sayın Grup Başkanı; bu konuyu parlamentoda özel olarak ele alacaksınız. Bu rakamların tamamını parlamentoda söyleyeceksiniz. Yani Mısır'daki Sağır Sultan'ın duyabileceği şekilde bunu anlatacaksınız. Bizim ülkemizde bir fabrika kapanmamalı. 70 bin ortaklı bir fabrika kapanmamalı. Üreten bir fabrika kapanmamalı. 4 ile hizmet eden, 4 ilin ekonomik kalkınmasına katkı veren bir fabrika kapanmamalı! Kapanıyorsa çıksınlar parlamento kürsüsünden açıklama yapsınlar, biz de bilelim hangi gerekçeyle kapanıyor bu. Üstelik Orta Anadolu'daki bir fabrikayı kapatıyorsunuz siz.
“GAZİANTEP’TE 100 BİN İŞÇİ ÇIKARILDI, 19 DEV ŞİRKET KONKORDATO İLAN ETTİ”
Değerli arkadaşlarım, Gaziantep'e gittik. 23-24 Ekim'de Gaziantep'te güzel bir çalışma gerçekleştirdik. Esnaf ve Sanatkarlar Odasını ziyaret ettik, Ticaret Odasını ziyaret ettik, Sanayi Odasını ziyaret ettik, zeytin üreticileriyle bir araya geldik, dolayısıyla onlarla da görüştük. Yani Gaziantep'in nabzını tutmaya çalıştık. Çünkü Gaziantep sıradan bir il değil, tarihi de sıradan bir tarih değil. Milli Kurtuluş Savaşı'nın verildiği yerdir orası, bağımsızlık mücadelesinin ilk hamlelerinin yapıldığı yerdir Gaziantep. Bölgenin kilit taşıdır Gaziantep. Bakıldığı zaman Gaziantep tarımda da sanayide de el işçiliğinde de bölgenin en önemli ilidir. Dolayısıyla biz Gaziantep’e özel bir önem verdik.
Makine halısı üretiminde Gaziantep dünya lideridir. Altını çizeyim, makine halısı üretiminde dünya lideridir Gaziantep. Böylesine önemli bir kenttir burası. Dolayısıyla en fazla nüfusa sahip olan kentlerimizden birisidir, 9’uncu Türkiye genelinde ama işsizlikte Türkiye'de dördüncü sıradadır, işsizlikte. Bu üretim, bu istihdam, bu çelişkiler yumağını önümüze koyuyor. Bunun üzerinde durmak lazım. AK Parti bunun üzerinde duramaz çünkü onlar sorumlusu bu işin. Başka partiler de bu işin üzerinde bizim durduğumuz kadar duramazlar çünkü onların dertleri başka. Ama bizim derdimiz Türkiye, bizim derdimiz ülkemiz, bizim derdimiz beraber büyüyelim, beraber kalkınalım.
Son bir yılda 100 bin’den fazla işçinin işine son verildi, son bir yılda Gaziantep'te! Hiçbir sanayici gönüllü olarak işçi çıkarmaz. Bir sanayici çalıştırdığı işçiyle beraberdir. Ona istihdam yarattığı için, ona aylık verdiği için, evini geçindirdiği için mutludur. Ama bir sanayici işçi çıkarıyorsa ve bu 100 binleri buluyorsa bir sorun var demektir. Sorunu yaratanın adını söyleyeyim Gaziantepli sanayici kardeşlerime: 25 yıldır bu ülkeyi yönetenlerdir Gaziantep'i bu hale getirenler! 25 yıldır götürenler, idare edenler!
2026 Ağustos ayında Gaziantep'te bankaların takipteki alacakları 30 milyar liranın üzerinde! Sosyal yardım alanların sayısı 500 bin ile 550 bin arasında değişiyor! Bir sanayi kenti, bölgenin yüzük taşı, makine halısında dünya birincisi, Orta Doğu'yu sanayi olarak yönlendiren bir kent, Milli Kurtuluş Savaşımızın en önemli kentlerinden birisi... Nasıl oluyor da 500-550 bin kişi yardım almadan geçinemiyor? Ne söyledik? İşsizlikte Türkiye dördüncüsü ür. Bunu bu hale getirenler sanayiciler değil, Gaziantep halkı değil; iktidarın izlemiş olduğu ekonomi politikasıdır! 19 şirket —Gaziantep'in en önemli 19 dev şirketi— konkordato ilan etti. İcra dairelerindeki dosya sayısı 300 bin’i aşmış durumda.
Gazianteplilere şunu söylüyorum: Hep bize iki milletvekili verdiniz ama her zaman sizin sorununuzu biz dile getirdik. Biz çalmadık, biz çırpmadık, biz alın terine değer verdik. Senin tarihin neyse —Antep'in, Gaziantep'in tarihi neyse— Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihi de o. Aynı tarihten geliyorum, aynı kültürden geliyorum, aynı yerden geliyorum. Dolayısıyla Gaziantepli sanayiciye de, Gaziantep'teki işsize de, esnafa da, çiftçiye de, emekliye de sesleniyorum: Yetmedi mi artık? İşsizlikte Türkiye dördüncüsü... Orta Doğu'nun en güçlü fabrikaları oradayken, üretimde neredeyse dünyaya meydan okuyan bir kentken nasıl oluyor da bu tablo ortaya çıkıyor?
Ben şapkamı önüme koydum ve düşündüm. Senin derdini dillendirmek Cumhuriyet Halk Partisi'nin görevidir. Ama sen de şapkayı önüne koyup düşünmek zorundasın. Bu memleket benim olduğu kadar senin de memleketin. Ben de alın teri döküyorum, sen de alın teri döküyorsun. Beraber olacağız, birlikte olacağız, el ele vereceğiz. Gaziantep'i yine eski görkemli günlerine kavuşturmak bizim görevimizdir. Biz bunu yapacağız, birlikte yapacağız. Sanayicinin önündeki bütün engelleri kaldırmak benim görevimdir, partinin görevidir. Ne dedik? Antep'in tarihiyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihi kardeş tarihlerdir, beraberdir bunlar.
“FINDIK PİYASASINI İTALYAN FİRMASINA TESLİM ETTİNİZ, KARADENİZLİ ÜRETİCİYİ SEYRETTİNİZ”
Bir başka önemli noksan... Bu kürsüde defalarca fındık üreticilerinin sorunlarını dile getirdik, defalarca. Fındık yürüyüşleri yapıldı, fındık bahçelerine gittik, yürüyüşleri yaptık. Fındığın ihraç edilmesi, fındık fiyatlarının belirlenmesi, bütün bunlarla ilgili söylenmedik söz kalmadı. Her seferinde dillendirdik. Her seferinde ey CHP gel bizim derdimizi anlat, belki bu iktidar bizim sesimizi duyar. Her seferinde söyledik. Her seferinde anlattık. Yıllardır, yıllardır... Ama arkadaşlar, Türkiye'nin bir numaralı tarım ürünü, ihracatta bir numaralı ürün fındık; biz bunu biliyoruz. Dünyanın en iyi fındığı Türkiye'de yetişiyor, yani Karadeniz'de yetişiyor. Fındık bahçelerinin veraset yoluyla parçalandığını da biliyoruz, belli mevsimlerde üretimin düştüğünü de biliyoruz. Ama değerli arkadaşlarım, geldik bu yıla... Geçen yıl fındığın kilosu 350 liraydı. 350 lira! Taban fiyat 250 lira olarak açıklandı bu sene; 100 lira kaybettiler ama piyasada şu anda 150 lira!
Şimdi Karadenizlinin vicdanına da sesleniyorum: Oturup düşünmen lazım. Her seferinde benim hatırlatmam mı gerekiyor? 25 yıldır yönetiyorlar, 25 yıldır oy veriyorsunuz. "25 yıldır bunlar bizi kurtarırlar" diyorsunuz. Ya kuru ekmeğe muhtaç ettiler! Yoksulluğu bu ülkenin bütün coğrafyasına yaydılar. Fındık bizim için stratejik üründür; bakın altını çizeyim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için fındık stratejik üründür, dünyada bir numarayız. Ben "Stratejik üründür" diyorum, Karadenizli demiyor. Niçin? "Ağlamayan çocuğa mama vermezler" denir, değil mi? Ben ağlayın demiyorum, ben hakkınızı arayın diyorum! Hakkınızı arayın! Fındık bahçesinde çalışan ben değilim, milletvekilleri de değil. Fındık bahçesinde çalışan binler var, fındığı toplayan binler var, bunların alın teri var, emeği var. E oya gelince koşa koşa gidip oy veriyorsunuz, fiyata gelince size sırtlarını dönüyorlar! Allah aşkına ya, siz de bir sefer sırtınızı dönün ya! Deyin ki kardeşim: “Sen 350 liralık fiyatı getirdin önüme 150 lira diye koydun, ben bunu kabul etmiyorum" de ya, çoluğun çocuğun var!
Bir stratejik ürünü hiçbir iktidar görmezden gelemez! Ama bunlar görmezden geliyorlar. Ne yaptılar? Karadeniz'e getirdiler İtalyan firmasını oraya koydular. Fiyatı kim belirliyor? İtalyan firması! İhracatı kim yapıyor? İtalyan firması! Yani kardeşim hani bizde bir milliyetçilik damarı vardı? Hani biz milliydik, hani bizim fabrikalarımız olacaktı ya? İtalyan fabrikasının orada ne işi var? İtalya'nın orada ne işi var? Şu anda fındık fiyatlarını belirleyen o, piyasayı belirleyen o, ihracatı belirleyen o, Karadeniz'i teslim alan o! Ama o teslimiyete karşı çıkacak olan da Cumhuriyet Halk Partisi unutma! Senin hakkını hukukunu oy versen de vermesen de savunacağız biz, oy versen de vermesen de!
Biliyorum, şimdi bu AK Partili zevat gidecek: "Efendim ekonomi zor durumda, fiyatlar zor durumda, biraz sabredin, bakın dünyanın sıkıntıları var, biz bunu bir türlü çözemiyoruz, biraz bize sabredin, biraz sabırlı olun" diyecekler. Ne sabrı kardeşim ya? 25 yıl geçti ya, 25 yıl ya! Bana şunu hiç kimse söyleyemez: "Bu hükümetin bir fındık politikası var" diyemez. Yok ki öyle bir politika! Öyle bir politika yok. Ama şunu diyebilirim: Bu iktidarın güzel bir yolsuzluk politikası var! Malı götürme konusunda bunlar uzman! Evet, malı götürme konusunda bunlar uzman!
“2026 YILINDA 3 TRİLYON LİRA FAİZ ÖDENECEK: BU BÜTÇE ÜRETİCİYE DEĞİL TEFECİLERE HİZMET EDİYOR!”
Şimdi bunlar gidecekler biliyorum; sıra sıra böyle, boy boy "Efendim bütçenin imkanları bu kadar, dolayısıyla olsa bütçede zaten size verirdik" diyecekler. Kardeşim bu bütçe üreticiye hizmet etti mi? Hayır! Bu bütçe memura hizmet etti mi? Hayır! Bu bütçe işçiye hizmet etti mi? Hayır! Bu bütçe fındık üreticisine, karpuz üreticisine, portakal üreticisine, limon üreticisine hizmet etti mi? Hayır! Bu bütçe besiciye hizmet etti mi? Hayır! Bütçe fakir fukaraya hizmet etti mi? E ona da hayır! Ha, ben size söyleyeyim Karadenizli kardeşim: Bu bütçe sadece ve sadece tefecilere hizmet etti! Bir daha ifade edeyim; kulağını aç ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu dinle: Bu bütçe sadece ve sadece tefecilere hizmet etti, tefecilere!
Diyecekler ki: "Nereden çıkardınız efendim tefecilere hizmet ettiğini?" Bunu söylüyorlar ama böyle bir şey yok, ben size rakam vereceğim. Karadenizli kardeşim, portakal üreticisi kardeşim, besici kardeşim, emekli kardeşim, işçi kardeşim; hepiniz dinleyin: 2026 yılında ödenen faiz —bizim vergilerimizden, yeni doğan çocuğun ödediği vergiler de dahil olmak üzere— 3 trilyon faiz ödenmiş! 3 trilyon!
2027 yılı, yani bütçe Meclis'e geldi, burada da yaklaşık 4 trilyon lira vergi ödenecek. Şimdi rakam 4 trilyon deyince "Ya bu nedir, bunun büyüklüğü nedir?" diyorsunuz, hafızanızda yer almayabilir, söyleyeyim: Ayda 331 milyar lira faiz ödemek demektir! Ayda… Haftada 76 milyar lira faiz ödemek demektir! Günde 11 milyar lira faiz ödemek demektir! Yani bugün akşam bittiğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir günde 11 milyar lira faiz ödüyor! Saatte? Saatte, 1 saat sürüyorsa saatte ödenen faiz 453 milyon lira! Başladık 1.5, bitecek 2.5; Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi bütçesinden saatte 453 milyon lira faiz ödeyecek! Dakikada 7,5 milyon lira, saniyede de 126 bin lira faiz ödeyecek!
Diyorum ya; bu iktidar, Saray iktidarı kime hizmet ediyor? Tefecilere hizmet ediyor! Parayı kimden topluyor? Sizden topluyor. "Fındık üreticisine vermeyeceğim, portakal üreticisine vermeyeceğim, narenciyeye vermeyeceğim, besiciye vermeyeceğim, üzüme vermeyeceğim, çiftçiye vermeyeceğim, memura da vermeyeceğim, işçiye de vermeyeceğim; kime vereceğim? Tefeciye vereceğim" diyor, tefeciye! Tefeciye vereceğim diyor.
Tefecilerle kim mücadele eder? Kim mücadele eder? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarihine baksınlar, tarihine. Osmanlı'nın borçlarını son kuruşuna kadar ödeyip hiç kimseye el avuç açmayan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Hiç kimseye el avuç açmadı. Şimdi bekliyorlar: "Acaba dışarıdan para gelir mi, birkaç milyar dolar alabilir miyiz, durumu düzeltebilir miyiz?" Yalvarır noktaya geldiler, yalvarır. "Vermiyoruz" diyorlar para, "Ya bizim isteğimizi yaparsınız ya da biz size para vermiyoruz" diyorlar. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Bir daha soruyorum; Karadenizli kardeşime de soruyorum, Ege'deki kardeşime de soruyorum, Orta Anadolu'daki kardeşlerime de soruyorum.
Karadeniz'in ve Orta Anadolu'nun güçlü bir milliyetçi damarı var, ben bunu da biliyorum. Milliyetçilik nedir? Milliyetçilik emperyal güçlere teslim olmamak demektir! Onun adresi de Cumhuriyet Halk Partisi'dir! Evet, onun adresi de Cumhuriyet Halk Partisi'dir! Hiçbir egemen gücün karşısında boyun eğmedik, hiçbir egemen güce yalvarmadık. Egemen güçler Osmanlı'yı batırdılar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlet olmak zorundadır, bölgesinin en güçlü devleti olmak zorundadır.
“TÜRKİYE ORTA DOĞU’DA VE BÖLGESİNDE DOMİNANT BİR GÜÇ OLMAK ZORUNDADIR”
Bazen diyorlar ya, itiraz ediyorlar: "Mekke Anlaşması'na niye 'evet' diyorsunuz?" Bölgenin dominant gücü ya Türkiye olacak ya da başka bir ülke! Bir daha söylüyorum: Bölgenin dominant gücü, en önemli gücü, etkili gücü kim olacak? Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacak! Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacak!
Bölgedeki ayrılan egemen güçleri görüyorsunuz, oradaki boşluğu da görüyorsunuz. O boşluk içerisinde Türkiye gücünü göstermek zorundadır, çabasını göstermek zorundadır. Endişemiz neydi? İran'dı. "Acaba İran'la bir yakınlaşma, bir ayrışma olabilir mi?" diye. İran'la da sorun olmayınca, evet, bu bölgede Türkiye dominant bir güç olmak zorundadır, güçlü olmak zorundadır. Biz dominant güç derken... Bakınız değerli arkadaşlarım; terör olayının bitmesiyle beraber iki büyük gücün, emperyal gücün Orta Doğu'dan çekilmesiyle beraber ortaya çıkan bir boşluk var. Kim dolduracak burayı? Kültürümüz aynı, inançlarımız aynı; farklı mezheplerden olsa da aynı kültürü yaşıyoruz, aynı bölgedeyiz, aynı yerdeyiz, akrabalık ilişkilerimiz var. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bölgesel güç olmak zorundadır, altını çiziyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bölgesel güç olmak zorundadır! Kendi dar sınırlarınız içine kendinizi hapsedemezsiniz. Bölgesel güç olacaksınız; ekonomisiyle, kültürüyle bütün alanda söz sahibi olacaksınız.
Dizi filmlerimiz çok izleniyor dünyanın her tarafında. Söyledim, yine söylüyorum: Keşke bizim dizi filmlerimizin bir bölümü Şam'da çekilse, bir bölümü Mekke'de çekilse, bir bölümü Azerbaycan'da çekilse, bir bölümü Özbekistan'da çekilse. Hepimiz bilmeliyiz… Bir bölümü Balkanlarda çekilse... Biz bütün bu coğrafyada söz sahibi olmak zorundayız. Bölgesel güç olmazsanız ezilirsiniz, yok olursunuz. Bizim ufkumuzu görmeyenler, yeni dünya düzeninin ne olduğunu bilmeyenler bunu bilemezler. "Asker gönderecekmiş..." Hayır efendim, hayır efendim, öyle bir şey yok! Biz bunu sorarız, soruştururuz, bakarız. Yemen yetkilileriyle de görüştüm, Yemenli Bakanla da görüştüm, onlara da söyledim: "Mekke Anlaşması için Türkiye oraya geliyorsa o bölgede barışı sağlamak için geliyordur, bundan emin olun" dedim. “O bölgede huzuru sağlamak için geliyordur.” O nedenle dünyayı bilmeyen, dünyadaki gelişmeleri bilmeyen, yeni dünya düzenini bilmeyen, teknolojideki gelişmelerin yeni dünya düzenini nasıl etkilediğini bilmeyenler kafadan konuşuyorlar: "Vay efendim oraya asker gidecek..." Kardeşim biz asker mi gönderdik? Hayır. Sözleşmede asker mi var? Hayır. Biz oturduk, didik ettik, belli konularda muhalefetimiz var, evet onu da söyledik, tutanaklara geçirdik. Ama büyük resmi görmeden, yeni dünya düzenini görmeden ve bu yeni dünya düzeni içinde Türkiye'nin etkili bir devlet olması gerektiğini düşünmeyen bizi anlayamaz!
Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz! Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, biz halkın partisiyiz, halkın çıkarlarını savunan bir partiyiz. Daha önce de söylemiştim: Dış politika milli olmak zorundadır! Dış politikada iktidar-muhalefet olmaz, dış politikada Türkiye'nin çıkarları esas alınır, Türkiye'nin çıkarları esas alınır.
“ASRIN VURGUNUNDA TUTAR 187 MİLYAR LİRAYI AŞTI: HIRSIZLARIN LİSTESİNİ NİYE AÇIKLAMIYORSUNUZ?”
Efendim… Kirli siyasetçilerle kirli bürokratlar el ele verdiler, devletin kurumlarında halkı soydular! Bir daha ifade edeyim: Kirli siyasetçilerle kirli bürokratlar el ele verdiler, devletin kurumlarında vatandaşı soydular! Yani fon vurgununun özeti budur, bunu her yerde söyleyin. Siyasetçilerle bürokratların ilk kez el ele verip devleti soydukları, çıkar sağladıkları bir alan burası. Ayrıca bunun bir bölümünün de iktidar için kavganın bir öncüsü olduğunu da ifade etmek isterim. Herkes, "Erdoğan'dan sonra ne olacak?" Onun hesaplaşması da var bu işin içinde. Sadece ben söylemiyorum, dillendiriliyor, söyleniyor.
Fon vurgunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugüne kadar gördüğü en büyük vurgun! En büyük vurgun! İşin garip tarafı; eskiden biz derdik ki "şu hırsızlık yaptı, yolsuzluk yaptı..." Şimdi bir bakıyorsun devletin bürokratı, devletin yöneticileri gitmişler siyasetçilerle iş birliği yapıyorlar. Hep beraber sade vatandaşların —"biraz gelirim olsun, biraz faizden kaçtım, ben faiz haramdır veya faizi istemiyorum, borsada oynayayım oradan gelirime 3-5 kuruş katayım" diyenlerin— soyulduğu bir döneme geldik.
Değerli arkadaşlarım; resmî açıklamalara göre fon vurgununun tutarı —daha önce de ifade etmiştim— 187 milyar 653 milyon lira! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugüne kadar en büyük soygunu: 187 milyar 653 milyon lira! Şimdi dediler ki iktidar sahipleri: "Efendim biz küçük tasarrufçuya 1 milyona kadar olanların paralarını ödeyeceğiz." Güzel, baktık verdikleri sözü tutacaklar mı diye. 37 kişinin iade ettiği para... Ha şunu ifade edeyim; 1 milyon lira falan ödemediler, daha düşük bir rakam ödediler. Parayı iade edenlerin en azından üstlerine daha fazla gitmeyeceğiz diye mesajlar verdiler. Aslında gitmek zorundalar! Ne demek? Hırsız getirdi malı teslim etti diye hırsızlıktan mı kurtulacak? Öyle bir düzen mi var yani? Öyle bir düzen yok!
Dolayısıyla 37 kişinin iade ettiği para 18 milyar lira. Dolayısıyla, “1 milyon liraya kadar ödeme yapılacak…” öyle bir şey olmadı. Sözü veren kim? Devletin kurumları, devletin yetkilileri. "1 milyona kadar olanı ödeyeceğiz" dediler ve bunu ödemediler. Kişi başına ödenen para yaklaşık 250 bin lira; 1 milyon değil, ortalama 250 bin lira ödendi. Bir devlet düşünün, o devleti yöneten siyasi otoriteyi düşünün ve o siyasi otoritenin televizyonların karşısına, halkın karşısına çıkıp "Ben küçük tasarrufçuyu koruyacağım, onların 1 milyon liraya kadar olan alacaklarını ödeyeceğim" sözünü verecek ama ödeyeceği para 250 bin lira olacak! Bir devlet bu kadar zavallı duruma düşürülemez! Devlet söz verdi mi, yöneten siyasi otorite söz verdi mi sözünün arkasında kapı gibi durmak zorundadır! O nedenle diyorum: Kardeşlerim, AK Parti iktidarına güvenmeyin arkadaşlar, güvenmeyin! Soygun düzeni deseniz orada, aldatmaca deseniz hepsi orada. "1 milyon ödeyeceğiz" dediler, 250 bin verdiler. Nasıl oluyor bu düzen, nasıl yürüyor bu düzen? Üstelik bizde güzel sözler de var: "Söz namustur efendim, dönmeyiz..." E döndünüz! Döndünüz! Ne oldu, döndünüz!
Değerli arkadaşlarım, para piyasası fonları da batak. Para piyasası fonlarını batıran dünyadaki tek ülke oluyoruz, tek ülke oluyoruz! Bu kadar büyük bir rezaleti Türkiye hiç yaşamamıştı, dünyada yaşayan da yok.
Bakanlığın haksız kazanç elde ettiğini söylediği 214 kişinin listesi niye açıklanmıyor? Bakan söyledi: "Borsa vurgununda haksız kazanç elde eden 214 kişi var" dedi. Niye açıklamıyorsunuz? Ya bir siyasi iktidar hırsızın listesini niye açıklamaz? Hırsızların, vurguncuların listesini niye açıklamaz? Ya iş birliği yapmışsındır açıklamıyorsun veya açıklarsan büyük kıyamet kopacak. Kopsun kardeşim, millet gerçeği görsün! Hırsızlığı kim yaptı, vurgunu kim yaptı görsün! Bunu görmek zorundayız, bilmek zorundayız.
Devlet saydam olmak zorundadır vatandaşına karşı. Biz sana "Devletin sırlarını açıkla" demiyoruz, "Çalanların kimliğini açıkla" diyoruz kardeşim, devletin sırrını değil. Eğer hırsızlık bir devlet sırrıysa tamam ona bir şey demiyoruz ama bu devlet sırrı değil, açıklayacaksın! Bakınız, bir kamu şirketi olan Türkiye Sigorta Anonim Şirketi... Bu da battı. Yani bu vurguncuların o kadar çok gözü dönmüş ki bırakın vatandaşı soymayı, devletin şirketini de soymuşlar! Evet, böyle bir rezaleti hiç görmedik. 15 milyar liranın üzerinde devletin bir şirketinin hortumlanan parası var! E biz bunun hesabını sormayacak mıyız? Fındık üreticisi ne diyor? "Efendim fiyat çok düşük, ben zarar ediyorum" diyor. E buraya gidiyor para! Narenciye üreticisi ne diyor? "Biz zarar ediyoruz, dalda kaldı" diyor. E buraya gidiyor para! Kimse seni dinlemiyor ki. Ama yarın senin önüne gelecekler "Bize oy ver" diyecekler, "Ben onlardan hesap sordum" diyecekler. Sakın inanma! Önce vicdanına soracaksın, vicdanına soracaksın! Çocuğuna bakacaksın, Türkiye'ye bakacaksın, Türkiye'nin geleceğine bakacaksın.
Ya dünyanın en zengin ülkesi olurken dünyanın en çok fakirini barındıran bir ülke haline geldik ya! Gelir dağılımında acayip bir bozulma var. Birileri milyarları götürüyor. Bizde öyle oldu ki 5 milyar dolar götürüldü, 10 milyar dolar götürüldü... Herkesin kafasında "Ya bu milyar dolarlar nedir ya?" sorusu var. Biz 100 bin lirayı bir yerde görsek, 50 bin lirayı bir yerde görsek büyük para sanıyoruz. Onlar neleri yapıyorlar, neleri götürüyorlar! Açıkça 80 milyonu soyuyorlar, bunu bilmenizi isterim.
“BORSA İSTANBUL BAŞKANI NEDEN HÂLÂ GÖREVDE, DOKUNULMAZLIKLAR DERHAL KALDIRILMALIDIR!”
Ama Erdoğan şunu söyledi, hakkını yemeyeyim: "Ucu nereye varırsa varsın, kimin sorumluluğu varsa gereği yapılacak" dedi. Biz de bunu bekliyoruz. Kimin sorumluluğu varsa ucu nereye giderse gitsin bunun açığa çıkması lazım. Bu sözü verdiniz, biz de bu sözün takipçisi olacağız, bakın takipçisi olacağız!
Ama şu soruları sormak zorundayım:
Borsa İstanbul'un başkanı niye yerinde duruyor? Hortumun merkezi!
BDDK Başkanı —yani Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı— o da yerinde duruyor, o da bu işin içinde.
Takasbank Başkanı, o da bu işin içinde ama yerinde duruyor.
Merkezi Kayıt Kuruluşu Başkan Vekili ve Genel Müdürü, o da yerinde duruyor.
Ya nasıl oluyor da bu sistemin içinde koçbaşı olanlar yerinde duruyor ve biz şunu söylüyoruz: "Ucu nereye varırsa varsın biz bunun hesabını soracağız" diyoruz? Önce bunların istifa etmesi lazım, önce bunların istifa etmesi lazım! Borsa İstanbul Genel Müdürü suç örgütüne üye olma ve rüşvet suçlamasıyla gözaltına alındı, eyvallah, bu önemli bir gelişme. Ama Borsa İstanbul Başkanı yerinde duruyor. Bu kadıncağızın orada durmasının sebebi ne? Orada durmasını sağlayan güç ne? Bunu da bilmek zorundayız.
Ayrıca bu çapta büyük bir dolandırıcılıkta siyasetçinin eli olmazsa olmaz! Siyasetçi bu işin içindedir ve bu siyasetçilerin de, dolandırıcı siyasetçilerin de dokunulmazlıklarının süratli bir şekilde kaldırılması lazım! Hırsızlık yapanların, yolsuzluk yapanların Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında olmaması lazım! Bir daha söylüyorum: Yolsuzluk yapanların, hırsızlık yapanların, halkı soyanların, vatandaşı soyanların bu çatının altında yeri olmaması lazım! Eğer burası Gazi Meclis'se, eğer burası Mustafa Kemal Atatürk'ün ve arkadaşlarının kurduğu bir Meclis'se, eğer Cumhuriyetin ilan edildiği bir Meclis'se yolsuzluk yapanların, hırsızlık yapanların bu Meclis'in çatısı altında yeri yoktur!
Şöyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Borsada hisseler 5 ay içinde —belli hisseler— tam yüzde 1424 kat artmış ya! 1424 kat hisse artıyor, kimseden tık yok! Ama neden? E bürokrat işin içinde. Neden? E siyasetçi de işin içinde. Saray'a yakın olanların tamamı bu işin içinde, kimsenin korkudan sesi çıkmıyor. Ne zaman yabancı derecelendirme kuruluşları diyorlar ki: "Ya bir dakika, bu İstanbul borsasında bir şeyler oluyor. Bir hisse nasıl olur da %1424 kat artar?" —ki bu hani büyük bir şirketin hissesi olur, bir fabrikanın hissesi olur; hayır, değil!— onlar uyarıyorlar, iş ondan sonra patlıyor.
Dolayısıyla fon vurgunu yapanların ne kimliğine, ne partisine, ne bulunduğu yere bakılmaksızın hepsinin listelerinin açıklanması ve bunların örgütlü suç kapsamında; adli suç değil, örgütlü suç kapsamında yargılanması lazım! Onun için diyoruz: Elimize bir fırsat geçti. Bütün siyasi partiler için söylüyorum, elimize bir fırsat geçti. Artık bu yolsuzluğun geldiği yer sıradan bir yer değil. Devletin içindeki bürokratlarla siyasetçiler el ele verip vatandaşı soyuyorsa artık şapkamızı önümüze koyup düşünmek zorundayız ve şunu söylemek zorundayız: Siyaset kirlilikten arınmalı! Bir daha ifade edeyim: Siyaset kirlilikten arınmalı!
Bütün siyasi partilerin Genel Başkanlarına sesleniyorum: Benim söylediğimi siz de söyleyin, benim iddia ettiğimi siz de iddia edin. 50 sefer doğrulatmadan bir şeyi konuşmam. Dolayısıyla eğer halk soyuluyorsa, siyasetçiyle bürokrat el ele verip devletin kurumlarında vatandaşı soyuyorsa artık buna dur demenin zamanı geldi! Hep beraber gelin bu yüce Meclis'in çatısı altında güzel bir Siyasi Ahlak Kanunu çıkaralım! Ahlaklı insanlar buraya gelsin! Hırsızın burada ne işi var? Yolsuzluk yapanın ne işi var? İhale takipçisinin ne işi var? Bunların tamamının defterini dürelim ve yepyeni bir Türkiye'yi inşa edelim! Yepyeni bir Türkiye'yi!
“YOLSUZLUK YAPAN BELEDİYE BAŞKANI DERHAL İSTİFA ETSİN; CHP HAKÇA DÜZENİN GARANTİSİDİR”
Esnaf kardeşime de sesleniyorum. Bir politikacı olarak bunu söylüyorum ama sana da söylüyorum esnaf kardeşim, sanayici kardeşim sana da söylüyorum, tüccar kardeşim, çiftçi kardeşim, kamyon şoförü kardeşim, taksi şoförü kardeşim, sizlere de sesleniyorum. Tır şoförlerinin yaşadıkları dramı da çok iyi biliyorum, yaptıkları eylemi de çok iyi biliyorum. Orada olan, onların yanında olan, onların derdini kamuoyuna anlatan milletvekili arkadaşlarımızı da çok iyi biliyorum. Çünkü biz derdi olanın yanındayız, parası olanın değil! Derdi olanın yanındayız, sorunu olanın yanındayız. Onlarla beraber onların sorunlarına çözüm üretmek için yemin etmişiz biz. Biz buyuz!
Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, halkın partisiyiz, devlet kuran bir partiyiz, devlete yön veren bir partiyiz, ahlaklı bir partiyiz, ahlakı temel ilke edinmiş bir partiyiz, yolsuzluklara izin vermeyen bir partiyiz! O nedenle geçen grup toplantılarında da söyledim: Eğer bir belediye başkanı yolsuzluk yapmışsa sakın ama sakın CHP logosunu kullanmasın, "CHP'liyim" demesin! Derhal istifa etsin, gideceği yer bellidir, gideceği yer bellidir! Bize halkı için çalışan, 5 kuruşa tenezzül etmeyen onurlu insanlar lazım. Biz böyle bakıyoruz.
Taksi şoförü kardeşim, onlara da sesleniyorum; siyaset kirlilikten arınırsa hepimiz kazanacağız, hepimiz! Belki en az kazanan ben olacağım, sadece maaşım. Ama taksi şoförü daha fazla kazanacak, sanayici daha fazla kazanacak, çiftçi daha fazla kazanacak, esnaf daha fazla kazanacak. Herkes daha fazla kazanacak, herkesin emeği, alın teri değerli olacak. O nedenle diyorum: Siyasi Ahlak Kanunu çıkaralım şu Meclis'ten! Ben değil, siz de söyleyin; kimi bulursanız, hangi siyasetçi gelirse söyleyin yüzüne! Yüzüne söyleyin: "Kardeşim neden Siyasi Ahlak Kanunu çıkarmıyorsunuz, neden siyaseti kirlilikten arındırmıyorsunuz?" söyleyin.
Bunu dillendiriyoruz, biz dillendiriyoruz, biz söylüyoruz. Çünkü biz —az önce de söyledim— devlet kuran bir partiyiz biz. Aklın, erdemin sözcüsü olan bir partiyiz. Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi o nedenle Gazi Mustafa Kemal'in söylediği gibi "bilhassa kimsesizlerin kimsesidir." Bunun için söylüyoruz.
"Her fabrika bir kaledir" diyor yine Gazi Mustafa Kemal. Her fabrika bir kale ise o fabrikaların büyümesi lazım. Orta Anadolu'da o fabrikaların bacalarının tütmesi lazım, ekonomik olarak güç göstermesi lazım orada.
CHP demek egemen güçlere meydan okuyan siyasi parti demektir! Biz egemen güçlere teslim olmayız, teslim olmayan bir gelenekten geliyoruz. Baskı yaptılar. Ne dediler? "Kıbrıs'a gidemezsiniz" dediler, mektup gönderdiler "Kıbrıs'a gidemezsiniz" diye. Rahmetli Ecevit ne yaptı? Emperyal güçlere kapıyı kapadı, "Ben Kıbrıs'a çıkıyorum" dedi. Buyurun Kıbrıs! Kim yaptı? Cumhuriyet Halk Partisi yaptı! Ve şimdi ne diyoruz? "Doğu Akdeniz'de haklarımız var" diyoruz. "Doğu Akdeniz'de haklarımız var" diyoruz. Biz bunu niye söylüyoruz? Libya ile yapılan anlaşma... "Akdeniz'de haklarımız var" diyoruz. O nedenle dış politikada günlük siyasi olaylar görüşülmez, milli olmak zorundadır. Türkiye'yi düşünmek zorundasınız, Türkiye'nin geleceğini düşünmek zorundasınız.
Alın teri dökenlerin partisidir Cumhuriyet Halk Partisi! Alın teri dökenlerin... Hırsızlara, tefecilere, yolsuzluk yapanlara meydan okuyan parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir! Meydan okuyan parti!
Kapıkule'de, Hamzabeyli'de, sınır kapılarında tır şoförlerine destek olan parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir!
"İnsanca, hakça bir düzen" diyen Cumhuriyet Halk Partisi'dir!
Adaletsizliklere karşı çıkan Cumhuriyet Halk Partisi'dir! Ne diyoruz? "Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa." Şair öyle diyor. Bu bizim felsefemizdir aynı zamanda. Böyle bir taksimi yapamayız.
Yeni dünya düzeni içinde hep beraber güçlü, anlı açık, yolda yürürken özgüveni yüksek her CHP’linin alnından öpüyorum. Hepinize selamlar, saygılar sunuyorum.
03.11.2026
31.10.2026
30.10.2026
30.10.2026
29.10.2026
28.10.2026
27.10.2026